Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Eko
Erkavim YıldırımErkavim Yıldırım

Nerden nereye

27 Nisan 2011, Çarşamba - 22:07
Türk sinemasında 60’lı yıllarda çekilen çok sayıda köy filmleri vardır. Bunlar daha çok kötü ağaların olduğu ve marabaların isyan edip sonunda kazandıkları filmlerdi. Köy filmleri o dönemde bir geçiş sürecinde olan Türkiye’nin durumunu anlatıyordu. 1950’den itibaren köyden kente göç pompalanır  ve büyük göçler yaşanır. Bu süreç 1960 yılların sonuna doğru kentleri ve ulusal sınırları da aşarak Almanya özelinde Avrupa olur.

Köy filmlerini en başarılısı 1963 yılında Metin Erksan’ın çektiği ‘Susuz Yaz’ filmidir. Yasaklanmasına rağmen kaçırılıp Berlin’de gösterilen film (1964) Altın Ayı’yı alır. Erksan, Necati Cumalı’nın gerçek bir öyküden yola çıkarak yazdığı romanı sinemaya uyarlar.
Dönemin edebiyatından etkilenen sinemacılar, yazılan çoğu köy romanını filmleştirdiler. Köyü anlatan romancılar daha çok köy enstitüleri mezunudurlar. Bu romanlarda feodalizim eleştirisi vardır. Sömürülen köylülerin isyanları. Ağaya baş kaldırarak haklarını alan bir grup köylünün romanıdır. Yazılan romanlar daha çok köylüleri bilinçlendirmek ve onları kendi hakları için savaşmaya iten romanlardır. Romanlarda kötü ağa ve ezilen köylüler vardır.  Bu romancıların en tipik örneği Fakir Baykurt’tur.
Metin Erksan 1962 yılında Fakir Baykurt’un “Yılanların Öcü” romanını sinemaya uyarlar. Bir sürü sansür ve yasaklamadan sonra film bir çok yeri kesilerek gösterilir. Filmde Bayramın muhtar ve zengin köylü Haceli’ye karşı mücadelesi anlatılır. Kara Bayram’ın bilinçlenme ve adalet arama sürecini izleriz.

Yıllar geçer Türk toplumu da bu süreçte değişip dönüşmüştür. 1978 yılına kadar bir çok ağalı Türk film çekilir. Bütün filmlerde ağa yine zalim, yine acımasızdır. Ancak 1978 yılında Atıf Yılmaz “Kibar Feyzo” filmiyle hem bu tür filmlerle dalga geçer hem de ağalık kurumunu yerden yere vurur. Aynı yıl senaryosunu Yılmaz Güney’in yazdığı ve Zeki Ökten’in yönettiği “Sürü” filmiyle feodalizmin dağılma sürecini izleriz. Filmde trenle sürüsünü Ankara’ya getirmeye çalışan bir aşiretin kendi dışlarındaki dünya karşısında nasıl desteksiz kaldıklarını ve nasıl dağıldıkları anlatılır. Filmin sonunda Tuncer Kurtiz’in Ankara garında (geniş çekimle) çocuklarını araması bütün filmin özeti gibidir.
Sonra 12 Eylül darbesi...  Sinemacılar bu seferde türkücü ve şarkıcıları ağaların karşısına koyarlar. Türk sinemasında video dönemidir ve her şarkıcı ve türkücü mutlaka bir köy filmi çeker. Ağaya baş kaldırıp köyünden ayrılan ve meşhur türkücü olup köyüne dönüp sevdiği kızı alan kahraman türkücüleri izleriz. Bu dönemde sinemacıların bazıları artık kent filmleri çekmeye başlasa da köy filmleri çeken sinemacılarda vardır. Yıl 1985; bu yıl çekilen 123 film vardır. Bunların çoğu arabesk filmlerdir. 1985 yılında iki film köylüleri ve ağalığı anlatır ilki Nesli Çölgeçen’in “Züğürt Ağa”sıdır. Züğürt Ağa ironik bir dille çökmekte olan eski ağalık biçimiyle dalgasını geçer. Köyünü satmak zorunda kalan ve şehre yerleşen bir ağanın dramını anlatır. Diğeri ise Şerif Gören’in Metin Erksan’dan sonra yeniden çektiği ‘Yılanların Öcü’ filmidir. Bu filmde dönemin sansürüne takılır. Filmde Kadir İnanır kara Bayram’ı oynamaktadır. Kara Bayram haksızlıklara dayanamaz ve anası Irazca’nın yönlendirmesiyle yollara düşer. Filmin müziğini Arif Sağ yapmıştır.
Asıl yazımız bundan sonra başlıyor. Türk toplumunu nereden nereye geldiğini filmler, diziler ve bir aktör üzerinden anlatmaya çalışacağım. Feodalizmin ve ağalık sisteminin kötülüğünün anlatıldığı filmlerden günümüze...

Yılanların Öcü’nün sonunda Irazca Ana (Fatma Girik) hem oğluna hem de kameraya dönerek seyirciye “Düşün yollara yollara, daha ne bekliyorsunuz” der. Kara Bayram ve bütün köylü Arif Sağ’ın söylediği ‘İnsan olmaya Geldim’ türküsüyle yanlarında karıları, çocukları ve kağnılarıyla yollara düşerler. Ondan sonra Kara Bayrama ne olduğunu bilmeyiz.
Gelin hep birlikte biz kurgulayalım Kara Bayram’ın başına gelenleri. O yıllar Özal’lı yıllardır. Kara Bayram’da anasının sözüyle yollara düşer ama kentte ne yapacaktır. Kente geldiğinde başına gelmeyen kalmaz Kara Bayram’ın... Köyünden getirdiği öküzlerini ve kağnısını da satmak zorunda kalır. İnşaatlarda çalışmaya başlar ama sürekli iş bulamaz Bayram, çünkü ‘benim memurum işini bilir, anayasa bir kere delinmekle bir şey olmaz‘ dönemidir. Yandaşların yiyicilerin yiyip serpilip geliştikleri dönemdir. Bir süre sonra Bayram da uyanır ve o da küçük çaplı uyuşturucu ve diğer karanlık işlere bulaşır. Bir süre sonrada kendi işini kendi yapmaya başlar. ‘Bir kilo toz bir otobos’ felsefesini benimseyip iyice zenginleşir Bayram.
Artık yıl 2002’dir. Televizyonun iyice toplum hayatına girdiği dönemde ağalı filmlerin yerini ağalı diziler almıştır. Ama bir farkla eskiden köylü oynayan türkücüler artık ağayı oynamaya başlamışlardır. Ağalar iyi insanlardır. Eğitimlerini yurt dışında almış, köylüsüne iyi davranan entelektüel birikime sahip güçlü ve onurlu adamlardır. Toplum yıllarca bir kambur gibi taşıdığı ağalık sistemini sırtından atamamış bu sistem daha da güçlenerek palazlanarak ve akıllanarak yine onların sırtında bir kambur gibi durmayı başarmıştır. Toplum kurtulmaya çalıştığı bu sistemi dizilerle de iyice olumlayarak  benimsemiş doğru ve iyi bir sistem olan bu sistemi içselleştirmiştir. ‘Sistem iyidir içinde birkaç tane kötü olabilir, onlarda temizlenirse sistem aslında en adil sistemdir’ bilinci yerleştirilmiştir. İşte 2002 yılında asmalı Konak dizisi böyle bir dizi olarak çıkarılmıştır toplumun karşısına. Toplum da Özcan Deniz’in oynadığı ‘SeymenAğa’yı çok sevmiş onunla ağlayıp onunla gülmüştür.
Bu sırada Kara Bayram ağalığın revaçta olduğunu duyunca tası tarağı toplayıp köyüne geri dönmüş. Parasının gücüyle de köyüne ağa olmuştur. Ama adını değiştirmiştir;  CANDAR AĞA. 2003 yılında Şerif Gören’in çektiği Kırık Ayna dizisinde Kadir İnanır artık bir ağadır. Yıllarca ağalık sisteminin kötülüğünü anlatan ve toplumu bu konuda bilinçlendirmeye çalışan tüm bir sinema arşivi boşa çıkmıştır. Bir anlamı kalmamıştır. Üzücü olan taraf ise sinemacılarında bu kültüre sahip çıkmayarak ağalık sistemini destekleyen filmlere yönlenmesi olmuştur.
Geçen yıllar boyunca bir çok ağalı diziler yapıldı. Tüketildi. Bitti sanıldı. Oysa biten yalnız köy ağalığı ile ilgili dizilerdi. Şimdi yine görüyoruz birkaç köy ağası dizisi ama asıl güç kent ağalarını eline geçmiş durumdadır. Eğer “Vadi”de bir ağalık kapamadıysanız sizin ağalığınızın da bir değeri yoktur.

İşte Kara Bayram burada bir hata yaparak köyüne dönüp Candar ağa oldu. Oysa şehirde ağalığını sürdürse kendisi için daha iyi olurdu. Çünkü Yeni iktidarla güçün başka ellere geçtiği bir dönemde kimse Candar ağayı ‘İplemez’, Candar Ağa’da ne yaptı? Yeniden şehre dönüp İzmir’de kendine bir çete kurdu. Ölümünü bekleyen Çilingir Cemal olarak yeniden eski güzel günlerine dönmeyi bekliyor.