Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Mutluluk tarifi...

07 Haziran 2012, Perşembe - 00:28
Son yıllarda, yaşamın akışına paralel olarak her şeyi hızlı yaşama merakı var.

Hatırladığım kadarı ile seksenlerde “fast food” denilen hızlı yeme-içme merakı ile ülkemizde yayılan bu süreç; hızlı haberleşme, hızlı alışveriş, hızlı ulaşım vs. şeklinde yayıldıkça yayıldı.
O da yetmedi.
Günümüzde artık hızlı yürüme, hızlı konuşma, hızlı aşık olma, hızlının da hızlısı dost edinme ve aynı hızda o dostlardan vazgeçme şeklinde bir olgunun virüs gibi  yayılması ile doruk noktasına ulaştı.
Hatta eğlenirken bile hızlı eğlenmeye çalışıyoruz. Tempo !! diye bağırıyor eğlendirenler..
Aynı eğlendiriciler ;  taksiye bindiklerinde acelesi olduğunu söylüyorlar taksiciye..
“Parayı da”, “Seni Seviyorum” ları da,  bir tuş ile ile gönderiveriyor insanlar artık.
Mesela trenler; En son olarak onlara da el atıldı. Mutlaka hızlandıracaklar. Son durak tabakhane sanki.
"Koşuşturma" veya "koşturma" diye tanımlıyoruz bu ruh halini. Hal hatır sormalar bile buna bağlanıyor netice olarak.
-Nasılsın?
-Ne olsun işte,koşturuyoruz.
Herkes bir yerlere koşturuyor gerçekten de.

Elbette  bunların nedenleri malum. Hepimizin bildiği gerçekler.
Dünya üzerinde egemen olan sistem kapitalizm olduğuna  ve hızlanma eğilimi, bu sistemin temelinde sermayenin de en çok istediği şekil olduğuna göre, bu durumda bir tuhaflık da yok esasında.

**
Buraya kadar anlattıklarımın nedenlerinden çok, sonuçları üzerinde durmak istiyorum. Daha doğrusu , bu hızlandırılmış zaman akışının; yaşam biçimlerine ve insani duygulara olan etkilerinden söz etmek istiyorum.

Bu hızlı yaşam içinde , kendimize çok büyük hedefler koyuyoruz çoğu zaman.Büyük düşündüğümüzü sanırken, insan olabilme özelliklerine ait küçük detayları unutuyoruz. Oysa geriye dönüp baktığımızda; çocukluğumuza , gençliğimize , bir zamanlar yaşadığımız mahallelerimize, arkadaşlarımıza, yediklerimize, içtiklerimize ve hatta oynadığımız oyunlara dair, aklımızda kalanların hep o küçük detaylar olduğunu görüyoruz.

Örneğin ; geçenlerde Kadıköy Çarşı'da  farkettiğim bir detaydan bahsetmek isterim kısaca..
Akli dengesi yerinde olmayan bir kişi dolaşır bazen çarşının içinde..
İnsanlar ona iyilik yaparlar..İyilik dediğim yemek falan verirler ve ara sıra bira ısmarlarlar..
(Geçenlerde yine söz etmiştim bir yazımın içinde.). Takla attırırlar sonra o kişiye ve eğlenirler.
İstedikleri zaman yemek verirler. Keyifleri yerinde değilse o yemek verenlerin; iter kakar ve kovalarlar başlarından.

İşte yine böyle bir gündü..
Bir balıkçının oralarda dolaşıyordu bizim deli. Balıkçı dükkanına bir giriyor, bir çıkıyordu. 
O ara bir aile geldi balık almaya.
Balıkçı para kazanma telaşı içinde, o deliyi tam kovalayacakken bir şey yaşandı.

Tezgahta canlı canlı istavritler vardı..Ailenin en küçüğü olan yaklaşık 7-8 yaşlarındaki kız çocuğu belki de, yaşamında ilk kez canlı bir balık görüyor olmanın şaşkınlığı ile balıkları izliyordu.
"Deli" birden dükkana koştu ve bir poşetin içine biraz su doldurdu. Sonra o canlı balıklardan  üç-beş tanesini de poşete koyarak, o küçük kıza hediye etti.
İşte o an kızın yüzündeki şaşkınlık ifadesi, gülümseme ile karışık bir mutluluğa dönüştü..

Taze balık alan aile mutluydu.(Ama balıkları yiyecekler ve tüketeceklerdi hızlıca.)

Para kazanan balıkçı mutluydu..(Parayı harcayacak ve tüketecekti o balıkçı da hızlıca.)

Ama en çok  küçük kız mutluydu.. Poşetin içindeki kıpır kıpır balıklardan gözlerini ayırmıyor ve yüzündeki koca gülücükten vazgeçmiyordu...İşte o kız için artık o bir anıydı..(O bunu asla hızlıca tüketmeyecekti.)

O kızı o gün mutlu etmeyi akıl edecek olan tek kişi, yaşamı hızlı yaşamak kaygısı olmayan biri olmalıydı.
O balıkçı değildi.
O ben de değildim.
O yoldan geçen ve evine ekmek götürme telaşı içindeki adam da değildi.
O kaygıya sahip olmayan tek kişi  bir deliydi.

Deliler bile ne dersler veriyor bazen, bu dengesi kaymış yaşamın içinden.
Almasını bilene.