Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Mutluluğun başlangıcı...

20 Aralık 2012, Perşembe - 09:49
Yeni Yılı karşılamak hayat boyu bana heyecan vermiştir. Çocukluk yıllarımızda karne heyecanı, hediyeler, yılbaşı şarkıları, Noel Babadan çocukça dilekler, şık giysiler, nefis yemeklerle donanmış güzel sofralar. Rengârenk cicilerle süslenmiş çam ağaçları, ışıklar, mumlar, her yerde bir ışıltı, bir pırıltı, bizi neşeye boğan bir telaş olurdu.

Yıllar pek de çabuk geçmedi. Yaşanan güzellikler el ele tutuşup etrafımızda dans ettiler ama arada çemberi delip de içeri sızan acıları engelleyemediler. Çember git gide daraldı, ya içimiz perişanken inadına dans devam etti ya da müziğin sesi ağıtlara dönüştü.

Şimdi şehir pırıl pırıl parlıyor. Yollar, dükkânlar, meydanlar, alışveriş merkezleri Yıl Başı süslemelerinde birbirleriyle ince bir zevkle yarışıyorlar. İnsanlar, ellerinde süslü paketler, çiçeklerle kendilerini bu mutlu güne hazırlamak ve sevdiklerine armağanlar sunmak için yollara dökülmüşler.

Aslında neyi kutluyoruz? Uğurladığımız bir yıl ömrümüzden dört mevsim alıp götürüyor fakat aynı zamanda da başka dört mevsim sunuyor bizlere. Biz Tanrının bu lütfünü eğer değerlendirmedik, bu lütfü gerektiği gibi kullanmadık, yaşamadık veya yaşatmadıksa, giden yılı suçlamayıp mutsuzluğumuzun hesabını kendi vicdanımızı suçlayarak vereceğiz.

Bayramlarda olduğu gibi Yıl Başında da en doğal duygu insanların Yeni Yılın ilk dakikalarını sevdikleriyle birlikte paylaşması, dilekler sunması, kadeh tokuşturması ve bu sıcaklığı beyninde, ruhunda ve bedeninde hissetmesidir.

Yeni Yıla girmek umut mudur? Bence, hayır. Bir günden diğerine geçerken yaşantımız önemli ölçüde değişmeyecektir fakat hayata renk katmak, güzel değişimlere istekli olmak, ruhu ışıkla beslemek, enerji toplamak, insana özgü duygulardır. Yaşamayı bilmek, ince sanattır.

İnsanların yaşadıklarına şükrettikleri bu günlerde, dua ederken, gözlerinden yaşlar süzülen bir kadın gördüm. Neydi onu üzen? Küçük bir çocuk burnunu dayamış pastanenin camına pastalara bakıp iç geçiriyordu. Aç mıydı, yalan mıydı? Kadının biri kederli gözlerini karşısında duran ihtişamlı demir kapıdan ayıramıyordu. Adeta kapı ile dertleşiyordu. Bir hatıra mıydı yüreğini burkan yoksa bir ihanet miydi yüreğini yakan? Yaşlı adam elindeki gazeteyi buruşturarak çöpe attı. Hiç mi mutlu olabileceği bir haber bulamamıştı? Savaşlar, terör, açlık, işsizlik, gasp,  kötü siyaset, ihanet, şiddet, kıyamet, asabını bozmuştu adamın.
Kadın sürekli çocuğuna konuşuyordu. Belli ki beyin yıkıyormuş ki tam yanımdan geçerlerken “Anne, benim bir de babam var, unutma” deyiverdi yaşı küçük ama şahsiyeti gelişmiş çocuk.

Yıllar gelip geçiyor. Değişimi biz yıllardan değil, insanlardan bekliyoruz. Aklı ve duygularıyla yaşayan her canlı, haklıyı haksızdan ayırarak, zekâsına zekâ katarak, bilgisine bilgi ekleyip, gücünü ve becerisini kullanarak, başarılı olmayı ilke edinip bunu da paylaşırsa, Yeni Yılın mutluluk ve umut yıldızları bizim için de parlayacaktır.