Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Meyhanesiz Avrupa Kültür Başkenti?.........

03 Nisan 2011, Pazar - 15:40
Doğrudur, İstanbul’ un;
Aya Sofya’ sı, Sultan Ahmet Cami’ si var,
Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıçı var,
Kapalıçarşı ve Mısır Çarşı’ sı var,
Galata ve Kız Kulesi var,
Haliç’i, Piyer Loti Kahve; si var,
Pera’ sı , Boğaz’ ı var,
Hanları ve Pasajları var…….
neyse lafı fazla uzatmayalım hepimizin bildiği üzere
………………… var da var.

Kültür Başkenti dolayısı ile Istanbul’ un tarihi eselerinide içeren , içermiyen, günahı ile sevabı ile birçok çalışma yapıldı, bunlara da bir lafımız yok.

Ama İstanbul’ un Kumkapı’ sında, Balat’ ında, Fener’ ine, Samatya’ sında, Kuzgunkucuk’ unda, Galata’ sında, Beyoğlu’ da, Kurtuluş’ unda, Yeşilköy’ ünde, Arnavutköy’ ünde Moda’ sında, Adalar’ ında……….meyhaneleri vardı.

Türk’ü, Rum’u, Yahudi’si, Laz’ı, Çekez’i, Arap’ı, Kürt’ü, Süryani’si, Boşnak’ı, Ege’ lisi, Trakya’ lısı, Girit’ lisi, Çingene’ si, Beyaz Rus’ u ……. tüm kültürlerin buluşup muhabet ettikleri meyhaneleri vardı.

İstanbul, Avrupa Kültür Başkenti oldu ama bir zamanlar İstanbul’ un dört bir tarafına yayılmış meyhaneleri hakkında tek bir laf edilmedi.

Fena mı? olurdu; içki tezgâhlı, birkaç masalı, teldolaplı, sinekkapanlı, kafesli, belki ortasında bir çini soba olan, gramofonundan Türk Sanat Müziği’ nin çaldığı, Sarkis Usta’ nın yaptığı mezelerin küçük tabaklardan tadıldığı, Mastori Yani’ nin elinden işlemeli kadehlerde rakının ikram edildiği, fötr şapkası, atkısı ile Milli Eğitim müfetişi Sabri Bey misali müdavimleri olan; veya daha eskilere gidersek bir tarafta şarap fıçıları, diğer tarafta yine bir mermer tezgâhı, geniş tavanların tutturulduğu direklerin ortadakilerinden birinin dibinde tuzlu balık fıçısı, tavana asılı gaz lambaları, rahle gibi açılır kapanır bodur iskemleleri ve bunlardan birinin üzerine konan bakır veya tahta sinilerde kurulan sofraları, bir köşesinde de ud çalan sanatçısı olan meyhanelerde, kültür etkinliği için gelen misafirlerimizi ağırlayabilseydik.

Bir an gözlerinizi kapayın ve hayal etmeye çalışın; elin yabancısı ama konserini vermiş, ama sergisini açımış, ama konferansında konuşmasını yapmış, akşam yemeğini otellerinde yedikten sonra birkaç arkadaş yukarda tasvir ettiğimiz meyhanelerden daha eski olanına giriyorlar. Bir şişe şarap ve yanında yemiş sipariş ediliyorlar, bakır tepsi içine düzenlice yerleştirilmiş, şeftali, armut, incir, bir iki karpuz dilimi, bir salkım çavuş ve siyah üzüm, hemen yanında ufak bakır çerezliklerde şan fıstığı, badem, findık, kurutulmuş kayısı, ceviz vs ve kadehler ile şarap geliyor. Şaraplarını yudumlarken, bir köşede Bacanos veya Tatyos Efendi’ den Türk Sanat Müziği icra eden konservatuar öğrencisi 2 genç < genç dediğin biraz fırlama olacak > bir anda “ Hotel California veya Fragile” çalmaya başlıyorlar……

Evet sayın okuyucular, kaptan pilotonuz konuşuyor ; “ Bugün biraz yüksekten uçtuk, biz alçalmaya başlıyoruz ama siz bu hafta sonu evde hazırladığınız bir dilim beyaz peynir üzerine bir iki yudum zeytinyağı ve azıcık kekik veya dışarda ki bir mekanda ısmarladığınız lakerda ve kırmızı soğan eşliğindeki bir duble rakı ile eski meyhanelerimizin hayal dünyasında gezinmeye devam edebilisiniz.

İstanbul’ dan meyhaneler, soframızdan rakılar, mezeler, muhabetler eksilmesin efendim……..