Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Meyhane üzerine...

15 Haziran 2012, Cuma - 19:39
Rakının ilk çıkışına ait çeşitli rivayetler vardır.

Çoğu kaynakta  arap ülkelerinde  ilk kez üretildiği ve “Arak” isminden türediği söylenir..

Bazı kaynaklara göre ise bir zamanlar  sadece Anadolu’da yetişen razaki  cinsinden üzümlerden yapıldığı ve rakı ismini de oradan aldığı iddia edilir.

Türklerin milli içkisinin şarap mı, rakı mı olduğu konusunu, tarihçiler ve üstadlar kendi aralarında tartışadursunlar, ben uzun zamandır kafamı kurcalayan bir konuya değinmek istiyorum.

Bu büyük otellerde ve tatil köylerinde, envai çeşit yabancı içki ile birlikte bizim güzeller güzeli rakımız da satılıyor malumunuz..

Özelllikle “herşey dahil” diye son yıllarda uydurulan bu sistemde,  insanların ilk kaygısı ve önceliği  “kaç paraya, ne kadar çok alkol tüketebilirim” halini almış benim gördüğüm kadarı ile..

Oysa bizim öyle ya da böyle kabul ettiğimiz bir rakı gerçeğimiz var.

Bize ait ya da değil, fakat çok benimsediğimiz ve yüzyıllardır kendi kurallarını kendisi koyan ve zaman içerisinde belli bir ritueli oluşan bir içki olduğu da muhakkak.

Bu büyük otel ve tatil köylerine yine bildiğiniz üzere her ülkeden turistler gelmektedir. “Rakı” içki literatüründe aperatif geçtiği için bu içkiyi, “nasıl içilmez ise” öyle içiyor  turistler ne yazık ki..

Örneğin; adam yanaşıyor bara ve  altı tane meyve kokteyl istiyor. O kokteyller hazırlanırken , “bir rakı ver” diyor. Fondip yapıveriyor beklerken aynı tekila gibi. Bardağı uzatıyor tekrar ; bir daha doldur diyor. Bir kez daha dikiyor kafaya..

Bir daha ..Bir daha..

Rakı saygıyı hak eder. Kendisine saygı duymayana ise cezayı anında keser. O sebeple; bu rakıya hakaret olduğu gibi, bu şekilde tüketen kişiye de yazıktır.

Oysa ne kaybederiz ki, mesela otel barlarına rakının tarihi ile ilgili farklı dillerde bir iki satır yazı yazsak..

Rakının sohbet içkisi olduğunu, yavaş yavaş  demini alarak, tadının çıkartılarak içilmesini gerektiğini ve bunun Osmanlı zamanından bu yana meyhane kültürünün ayrılmaz bir parçası olduğunu, kavun ve peynirin en güzel eşlikçileri olduğunu yazan ve bizlerin çok iyi bildiği, ama turistlere çok yabancı olan, rakıya dair genel anlayışı ve belki de biraz da esprili bir dille yazarak barın görünen bir köşesine yapıştırsak ne kaybederiz..

Bir şey kaybetmeyeceğimiz gibi, çok şeyler de kazanırız.

Viskinin  içine ben böyle seviyorum diyerek portakal suyunu karıştrırıp içebilir misiniz?

Bir Fransız şarabına kola katıp içebilir misiniz?

Güzel bir konyağı plastik bir bardakta içmek ne kadar doğrudur.

İçki içerken katı kurallara bağlı olmamakla birlikte, her içkinin bir karakteristik özelliği ve bir tarihi olduğunu, dolayısı ile en azından buna uygun davranılması gerektiğini düşünenlerdenim.

**

İkinci bir konu da meyhane üzerine..

Yine o malum tatil köyü veya otellerde her ülkenin restaurantları var.

İtalyan lokantasından tutun, Çin ya da Fransız’ına kadar.. Bir Çin lokantasına gittiğinizde aslında sadece Çin yemeği yemiyorsunuz.. Ucundan ve kıyısından olsa da, gelenekleri, kültürleri ve yaşam biçimleri hakkında fikir sahibi de oluyorsunuz . Diğer ülkeler için de öyle.

Türk Geceleri adı altında tek bildikleri ise,  ya koca bir döner , ya da mehter takımı oluyor genellikle şu tatil köylerinin.

Oysa  bir klasik Osmanlı Meyhanesi olsa..

Hani şu  “Türk Kahvesi” diye tanımladıkları yerlerin mantığında kurulmuş olan.

O meyhaneye ise biraz da kurgu ile; Osmanlı zamanlarındaki meyhanelerin havası verilse.

Örneğin kapı önünde;  küfeler  ya da  arkalarında küfe biçiminde oturma yerleri olan küfeli arabalar beklese, sarhoş(küfelik) olanları odalarına kadar bırakmak için.

“Küfelik olmanın” bir deyim olduğu ve eski usul  Gedikli Meyhanelerin  bazılarında böyle bir  adetin olduğu anlatılsa.

İçeride sakilik yapanlar ve yardımcıları miçolar olsa.. Zamanında olduğu gibi, gençlerden, uzun boylu gösterişli olanlarından seçilse bu kişiler.

Köçek oynatsalar mesela içeride..

Bar yerine bir içki tevzi tezgahı, barmen yerine mastori olsa bir zamanlar rum meyhanelerindekine benzer. O tezgahın arkasındaki raflarda sıra sıra dizili olsa rakı ve şaraplar. Rakı bakır ibriklerde, şaraplar testilerde ikram edilse. Azar azar gelse mezeler usulüne uygun.

Hatta animatörlerden yardım istense ve alçak masalar ve taburelerden oluşan bir çilingir sofrası canlandırsalar bir köşede , yumurta topuk ayakkabıları ve külhanbeyleri misali.



Böylece hem rakı, hem meyhane kültürümüzü yabancılara tanıtmış olur, hem de eğlenerek tarihe bir yolculuk yapmış olururuz. Ayrıca  öğle sıcağında peşpeşe fondip yaparak rakıyı kafaya diken; sonrasında ise odasının yolunu şaşıran turistlere de bir iyilik yaparız.

İmkansız değil, eğer istenilirse..