Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Eski Sandık
İmre Gaffaroğullarıİmre Gaffaroğulları

Mevsimler dönüyor hep hazana...

30 Eylül 2017, Cumartesi - 21:46
Merhabalar Pari dostlarım,
Herkese huzurlu ve sağlıklı bir hafta geçirmesini dilerken, bu  hafta ki yazımı kalıp mücadele etmeye veya vazgeçip çekip gitmeye  ayırdım izninizle.
Şimdi belki bir çoğunuz nerden icap etti diyebilirsiniz  durup, dururken, ama aslında kendimi ve uzun süre yurtdışında yaşayan bir çok dostumu göz önüne aldığımda  çok da uzak değil  bu konu.
Göçmen  olarak başka ülkeleri ikinci vatan olgusu ile yaşayan kişilerin içinde hep bu ikilem vardır, zira zaman zaman dünya üzerindeki bir yere ait olmayan mülteci kitlelerden pekte farklı değildir hissiyat, kaldığınız yerlere kök salmak istersiniz ama oraya da ait olamazsınız.
Çeşitli nedenlerde dolayı nereye dönmek isteseniz. hep bir çıkmaz sokak duygusu ile sıkışmışlık sarar her yanınızı.
İnsanlarla iletişim kurmak bir mesele, hadi diyelim aştınız bunu  salt konuşmak değil ki...
Anlaşılmak ayrı bir sorun.
Hepsini aşsanız da geride bıraktığınız bir şeyleri özler belki  yüreğiniz onun için çekip gitmeler gelir aklınıza daralmış kalbiniz ve ruhunuza.
Sonra bir sabah uyanırsınız.
Fark edersiniz ki kuşlar her yerde ayni ötüyorlar, denizin gökyüzünün mavisi ayni martı çığlıkları keza öyle...
Geri döneceğiniz yerlerde bile hiçbir şey bıraktığınız gibi olmayabilir. Korkar ruhunuz bir bilinmeze, birde maceracı tarafınızı bir yerde unuturmuşlar ise içinizdeki çocuk yanınızı silmişse yılların birikimleri daha bir ürkek bir minik kırlangıç gibi çarpar yüreğiniz.
Ve daralır çember.
Aslında  bir yandan da olumlu tarafı ile bakmak gerekir belki  duruma. Zira bizim ki gibi göçmenlik olgusuna alışmış toplumların çocukları  kalıp mücadele ederken ruhunu, varlığını var olma savaşını da vererek ne Kudüsü tanır ne Mekke yi, kutsalı, varlığı ve ruhunun derinliklerinde taşıdığı sancıları, özlemleri, aşkları, yarım kalmışlıklarıdır  çünkü.
Kendimden biliyorum çok da iyi anlıyorum bu duygu fırtınasını, inanın dostlarım pasaportsuz mülteci  gibi hissediyor insan, sevilip sevme dürtüsünü, bir yere bir şeye ait olma hissiyatınız köreliyor, eskisi gibi yaratıcılığınızın en güzel  en verimli meyvalarının sessiz  sakin durgun küskün bir ağacın  dallarında kuruduğunu hissediyorsunuz.
En  sade en güzel şeyleri bile kaçırmaya başlıyorsunuz yaşama dair, herşey birbirinin tekrarı kopyası gibi gelmeye başlıyor, bir umutsuzluk  bulutu çöküyor omuzlarınıza, mevsimler dönüyor içinizde hep bir hazan ..
Sonra birden bir güneş açıyor, kapkara bulutların arasından, masmavi bir gökyüzü gülümsüyor size sonsuz, dudağınızda kekremsi bir kırmızı şarabın tortusu, bir minicik masum buse, kendi küçük etkisi rihter ölçeğine bile sığmayacak kadar büyük bir sarılış,
bir omuz başına dokunuş çok güçlü bir güven duygusu ile bir göğüs kafesinin iniş kalkışlarında ait olma, huzur uyanışı, bembeyaz tül perdelerin ardından gelen delişmen bir imbat, sonbaharın ıslak yağmur ve toprak kokusu,sevdalandığınız kadının saçlarının kokusu, dur be adam dur da vazgeçme diye sarsılıyor bedeniniz.
Haftanız keyifli sağlıklı ve huzur dolu geçsin