Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Gülümse
Gülsen GürGülsen Gür

Mektup, hasretin satırları...

13 Nisan 2014, Pazar - 11:17
Apartmandan içeri girdiğimde gözüm posta kutularına takılır hemen...
Yılların alışkanlığı, “Mektup var mı acaba?” diye...
Oysa bütün kutular birbirinin aynıdır. Banka zarfları, reklam broşürleri, faturalarla doludur.
Posta kutuları hasrettir, sevgi ve özlem sözcükleri ile bezenmiş mavi, pembe, yeşil rengarenk zarflı mektuplara...
İlk kez ev telefonları ile başladı mektupların gözden düşüşleri...
Oysa hepimizin hayatında mektupların yeri, anısı bir farklıydı.
Altı-yedi yaşında tanışmıştım “mektup” kavramıyla...
İnsan sevdalısı anneciğim, mahalenin bekçisi, sütçüsü, eskicisi amcaların, çarşafçı teyzelerin askerdeki çocuklarına, gurbetteki akrabalarına mektuplar yazardı.
Onlar kadar heyecanla beklerdi yazdığı mektupların cevabını... Sanki mektup anneme gelmiş gibi “Müjdeee” diye getirirler, ‘’Oku bakalım ne haber var bizimkilerden?”derler, bir yandan annemin ikramı olan çayı veya kahveyi yudumlarlar, bir yandan da gözlerinden akan yaşlara mani olamazlardı.
İlkokulda bizde de başladı mektuplaşmak; erkek arkadaşlarımız masum pusulalar atarlardı çantalarımıza...
Ortaokul ve lisede daha zordu bu iş...
Kitap alışverişlerinde sayfaların arasına arkadaş olurdu, mahçup yüzlü mektuplar...
Bende en çok iz bırakan, nişanlılık dönemindeki mektuplardı.
Hepsi Ümit Yaşar Oğuzcan, Atilla İlhan, Şemsi Bell’inin dizeleri ile biten, hepsinden ayrı bir love story çıkan, pembe bir kurdele ile bağlanmış, hâlâ sakladığım çok değerli anılardı..
Evlenip gurbete gidince, yine başladı mektuplu günlerim... Lojmanda telefon yoktu. Bu sefer anneye, babaya, kardeşlereydi mektuplar... Hepsi hasret dolu...
Bir yandan içinden gurbet geçen şarkılar dinler, bir yandan hasret tüten, adeta destansı mektuplar yazardım.
Yanaklarımdan süzülen yaşlar, kalemimin mürekkebine eşlik ederdi.
Yolladıktan sonra günleri sayardım , cevabı bir an evvel gelsin diye...
Her açılan mektup sevdiklerimin kokusunu getirirdi. Elleri ellerime değerdi sanki...
Bazen zarfın içinden resimleri çıkardı. Evimin baş köşesinin misafiri olurlardı. Onları öper, koklar, ağlardım.
Teknolojinin ilerlemesi, haberleşmeyi sanal aleme taşısa da, benim mektup yazma sevdam hiç bitmedi.
Hâlâ sonunu kendi dizelerimle noktaladığım...
Adı belli, adresi belli mektuplar yazıyorum.
Hiç ama hiç gönderemediğim...
Yine de yazıyorum işte...
Ben mektuplarımı gerçekten çok seviyorum...
Kim bilir; belki eskilerinden de çok...