Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Doğal
Kamil TezgelKamil Tezgel

Masal tadında yeniye geçiş...

30 Aralık 2013, Pazartesi - 16:32
Beş, altı hindi kanadının tüyünden yapılmış ufak bir süpürge ile sobanın önüne dökülen külleri yavaş, yavaş faraşın içine süpürürken ,
-Bey soba hazır odunları atayım mı ? diyerek sordu, ağzında kalan iki tane siyah dişinin arasına sıkıştırdığı piposunu yakmaya çalışan eşine. Piposunu yakan beyi hanımına dönerek başını aşağı yukarıya sallayarak tamam derken, bir yandan da yağan karın altında bahçedeki dut ağacının altına sığınmış ibiklerinin bazı yerleri kırmızıdan maviye dönmüş, kahverengi kırçıllı kuyruğunu yelpaze gibi açmış olan hindiye bakıyordu.
-Dede,dedeee diye bağıran ses ile irkildi, sese doğru döndü. Karşısında sapsarı pırasa gibi dümdüz saçları ile torunu duruyordu. Ona doğru yöneldi, ağzındaki piposunu eline aldı, ve saçlarını okşadı.
Güldü sapsarı saçlı küçük çocuk ve sordu dedesine,
-Dede en büyük hindiyi bize ayırdın değil mi ?
Dedesi başparmağını piposunun yanmış külüne bastırıp tütünü sıkıştırırken, torununa döndü ve yine başını yukarı aşağı sallayarak evet dedi. Küçük sarı saçlı çocuk koşarak dedesinin bacaklarına sarıldı ve küçük ayakları ile dedesinin ayaklarının üzerine çıktı, dedesinin gözlerinin içine hadi dercesine baktı.
Dedesi biliyordu yapması gerekeni onu kırmadı, beraberce sessizce yürüdüler iki ayak, dört bacak ahşap döşemenin üzerinde bir süre. Kısa süren bu sessizlik evin gelininin,
-Anne gazocağı yanmıyor diyerek telaş ile bağırmasından sonra bozuldu. Bu arada gaz lambalarının şişelerini, şişenin içine soktuğu eski gazeteler ile silen kayınvalide şişeleri sedirin üstüne bırakarak mutfağa doğru yöneldi.
Gaz ocağının başlığını çıkardı, memesini kokladı sonra da gaz ocağına gaz pompalamaya başladı.
Bir süre bekledi ve tekrar eğilerek gaz ocağının memesini kokladı, gelinine dönerek,
-Kızım bana dikiş kutusundan en ince olan dikiş iğnesini al da gel, dedi.
Gelin hemen yatak odasına koşarak, konsolun üst çekmecesini açtı ve içeride olan tahta dikiş kutusunu çıkardı, kutuyu açtı ve ince dikiş iğnesini alarak kayınvalidesinin yanına gitti. Sarı saçlı küçük çocuk ise bir kenarda olan biteni anlamaya çalışıyordu meraklı gözler ile.
Kayınvalide eline almış olduğu dikiş iğnesini yavaş, yavaş gaz ocağının memesine sokarken diğer taraftan da kafasını gaz ocağından uzak tutmaya çalışıyordu. Ancak gaz ocağının havasını almayı unuttuğunu, iğneyi soktuğu memeden olanca hızı ile yüzüne,gözüne püsküren gaz ile anladı. Bu duruma şahit olan gelin ise biraz şaşkın, biraz üzgün ama daha çok korkarak olan biteni izliyordu.
Göz göze geldiler, bir süre bakıştılar ve kayınvalide kahkahalar atarak gülmeye başladı ve gelinine,
-Hadi kızım baban şimdi elinde hindi ile gelir  akşama ne kaldı diyerek  banyoya üstünü temizlemeye doğru giderken bir an durdu, gelinine döndü ve,
-Bu sana ders olsun, gaz ocağının havasını almadan memesini açmaya çalışma yoksa benim gibi olursun dedi ve bir süre güldüler  bu hallerine.
Bu arada sarı saçlı küçük çocuk burnuna cama dayamış yağan karı seyrederken, elinde bacaklarından baş aşağı tutmuş olduğu hindi ile dedesini gördü ve babaannesine dönerek,
-Banaanneee dedem geldi koşşş diyerek haber verdi.
Babaanne elinde kocaman bir tepsi ile hemen kapıya koştu, temizlenmiş olan hindiyi tepsiye koyarak mutfağa doğru yürüdü.
Dede ise yüzünde mutlu bir ifade ile piposuna tütün doldurarak devamlı oturduğu minderleri saman dolu olan sedire gitti.
Önce duvardaki tahta rafta duran lambalı radyoyu açtı, bir süre bekledi ama yeşil lambasının yanmadığını gördü. Hemen tahta rafta duran yedek pilleri alarak eskileri ile değiştirdi. Tekrar açtı lambalı radyoyu ve yeşil lambanın yavaşça yandığını gördü, istasyonu ayarladı piposunu yakarak uzandı sedirin üzerine.
Sonrasında ise sarı saçlı çocuğun babası geldi eli, kolu dolu halde üşümüş bir vaziyette. Hindiyi babaanne mahalle fırınına götürdü ve tembih etti fırın ustasına,
-Aman oğlum sakın yanmasın diyerek.
Masa hazırlandı eldeki imkanlar ile, şişeleri silinmiş gaz lambaları duvardaki yerlerini aldı. Herkes masa da idi artık. Yemekler yenildi hoş sohbet, rakılar içildi şifa niyetine, siyah saten torbasında tombala çıktı yemek faslı sonrası masaya..
Defalarca bağırdı tüm aile birinci çinko, ikinci çinko tombala diyerek. Sarı saçlı küçük çocuk da bağırdı, neden bağırdığını bilmeden birkaç kez . . .
Sonra göz kapakları ağırlaştı uyudu kaldı masa başında ve babasının kucağından yatağın yolunu tuttu sarı saçlı küçük çocuk, yeni yıla uykuda girmek üzere..

Böyle idi yetmişli yıllarda yeni yıl heyecanı. Şimdi ise çok şey değişti, değiştirildi hatta zorlandı insanlar değişikliği. Yeni yıl kutlamaları kutlama olmaktan çıktı, geçici mutluluklar haline döndü. Asık suratlı insanlar belki de sene de bir gün gülmeye başladı sahte de olsa.
Sarı sapsarı saçlı küçük çocukta değişti. Önce sarı saçları kumral oldu, sonra siyaha döndü, sonunda ise siyahlar azalırken, beyaz ve griler çoğaldı saçlarında. Bu yazıyı sizlere yazarken sarı sapsarı saçları olan küçük çocuk, yanına gelen sarı sapsarı saçları olan küçük çocuğunun,
-Baba ne bahçedeki çam ağacını süslüyecekmiyiz ? sorusuna başını aşağı yukarı sallayarak evet diyerek cevap verdi, sarı sapsarı saçları olan küçük çocuğuna.