Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Marangoz
Vural EnginVural Engin

Madam'ın merdivenleri

05 Nisan 2011, Salı - 23:00
Harbiye As sinemasından aşağı
Üçüncü sokakta merdivenleri inerken,
Karşınıza çıkardı Madamın merdivenleri…
Merdivenler Dolapdere’ye inerdi
Herkes sevgilisiyle merdivenlerde içerdi
Biz on on beş kişi Madam merdivenlerinde
Sevgilimiz yoktu bizim

Ben madamın yeğenine yazardım
İnceden…
Madam sezerdi
Serseriler defolun kapımdan derdi
Biz gülerdik…
Sonra bir kova suyu başımıza dökerdi
Ben sırılsıklam aşık olurdum
Kafalar cam gibi

Köpek öldüren bir şaraba dadanmıştık
Güzel Marmara
Ucuzdu…
Şimdilerde sosyete içiyormuş
Belli ki asilmiş ruhumuz…

Sene seksenlerin sonuydu
Madam Alis duldu…
Eşini yıllar önce bir kazada kaybetmiş,
Ama hiç kaybetmemiş gibi onla yaşardı yalnız
Ara sıra yeğeni gelirdi, ne zaman yeğeni gelse
Bir kova suyu dökerdi…

Biz bazen küserdik, kolpadan
Madam sezer, gönlümüzü alırdı…
Aslında hepimizi çok severdi,
biz olmayınca yalnız hissederdi
Söylemezdi…

Barışınca geçerdik merdivenlere
Herkesin bir lâkabı vardı
*Kasa Turan, Deli Alp, Piç Erhan, Ayı Sefa
Sonra Aslan Emre Kıbrıslı, Eko Tuncelili
Bir Eko daha vardı semazen
Şarap bulamazsa, öksürük şurubu içerdi,
Bir keresinde bana da içirmişti
Sonra hastaneye götürmüştü

Kızlardan en taşı *Taş Niver’di
Bacaklar sütun gibiydi
Bir Ermeni taş ustasının yapabileceği kadar
Kusursuzdu…
Bazen uzununa siyah çizgili bir mini giyerdi
Merdivenlerden inerdi
Bizde Niver’le beraber…
Madamın merdivenlerinin tam karşısındaydı Ali Bakkal
Akşam olunca Ali’ye geçerdik,
Ahmet Kaya çalardı, biz içerdik…
Konu çoğu zaman sosyalizm olurdu
Herkes bir manifesto yapardı
Güzel Marmara’dan
Hesaplar veresiye
Biz gittikten sonra Ali KDV’yi de eklerdi
Sonradan öğrendik ki üç apartman yaptırmış
En az bir iki KDV’den
O da kapatınca, tekrar merdivenlere geçerdik
Bakkaldan yürüttüğümüz şarapları
Yanan kasaların başında içerdik
Şiirler okurduk Nazım Usta’dan
Can Yücel’den
Şarkılar söylerdik, Zülfü’den Ahmet Kaya’dan
Ağzımızda hep aynı nakarat
Ateşler yaktık sokaklarında
Taptık lan İstanbul
Sana taptık be…
Ateş sönünce bana geçerdik,
En yakın ev benimdi
Ev arkadaşım İsmail’di Udi
Sofralarda Memo en başta olurdu
Siverekli,
On dört yılda bitirdi okulu,
O türkü söylerdi İsmail ud çalardı, darbukamız yoğurt kabı
Gecemiz sigarayla biterdi,
Herkes olduğu yere çökerdi…
Sırtlar duvara çivilenir, gözler tavana dikilir, aklımızda bir nakarat
Mohikanlar gibi ateşler yaktık sokaklarında Taptık lan İstanbul… Sana taptık be

Kafalar Afkan