Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Lapa lapa yağan sevgi olsa...

31 Ocak 2012, Salı - 14:57

Kar yağıyor, lapa lapa yağıyor. Pencerenin arkasına geçip de sessiz beyazlığı seyretmeye gönlüm yok. Aklım hep eskiye gidiyor, karın bana neşe verdiği günlere. Okuldan kaçtığımız günler, sokaklar, yollar, dağlar, sıcak şarap ve yıllar önce yağan karda akıttığım gözyaşları, üstüne kardan yorgan çeken bir mezar ve şimdi buğulu camın arkasından seyrediyorum yoğun yağan karı.

Kar yağıyor, lapa lapa yağıyor. Kar tanecikleri adını verdiğim (patil) ve on yıl boyunca faaliyetini sürdürdüğüm çocuktan çocuğa tiyatronun oyuncularını teker teker anıyorum. Ben bu karı daha yıllarca yağdırırdım ama gücüme giden şeyler adımlarımı yavaşlatacağına, bastım frene ve stop dedim. Şimdi beyaz düşünüyorum. Beyaz düşlüyorum.

Kar yağıyor, lapa lapa yağıyor. Beyaz kedim ve ben, evimizde sıcacık, karnımız tok, hiç durmadan yağan karla adeta sohbet ediyoruz.”Yeter, istersen yağma artık, çaresizleri düşün, fakiri fukarası, hastası yaşlısı” diyoruz. Diyoruz da, gökten yumuşak iniş yapan kar tanecikleri yine uçuşa uçuşa, nazlı nazlı kıvrılarak yerle kucaklaşıyorlar.

Kar yağıyor, lapa lapa yağıyor. Kuşlara yem veriyorum. Kanadı buz tutmuş bir kuş gelip karnını doyuruyor ama bunu gören Vano kedim bu kez saldırıya geçmiyor. Kedi kedi olalı, doğasındaki avcılık yeteneğini hiçe sayıp sanki acıyor güvercine ve yavaşça pencereden uzaklaşıyor. Sokak kedileri, köpekleri de artık insafımıza kalmışlar. Ya insanlar! Nedir onları sokaklara sürükleyen, sokağa düşüren, sokağın kanununa karşı gelemeyişleri, kötüye alışmaları, alıştırılmaları. Bunları görmemek için ne tür bir vicdan sahibi olmalıyız ki yüreğimiz burkulmasın.

Yine kar yağıyor ama yalnız karda kışta değil, her mevsimde ve özellikle şu son yıllarda senaryosu bol bir meslek var ki gittikçe gelişti, geliştikçe dağıldı, dağıldıkça organize oldu ve büyüdükçe büyüdü. Dilencilik. Bebekler dilencilere gündelik kiralanıyor Gün boyunca o minikler uyutuluyor ve sözde anneler yalvara yalvara bizden yardım istiyorlar. “Abla süt ver.” Dondurucu soğukta çıplak ayaklarla yırtık gömlekle dilenen gençler var. Buna karşın, temiz giyimli bir takım genç gelip sizden sadece bir lira isteyebiliyor. Bir başkası hasta taklidi yapıp avuç açıyor. Orta halli bir ev hanımı kıyafeti ile yanınıza gelip temiz Türkçesi ile ezik kadın rolünü ne de güzel başarıyor, şu Beyoğlu’ndaki sokak oyuncusu, dilenci hanım, sizden bir yol parası istiyor sadece. Hangi birini yazayım, hangisi doğru, hangisi yalan. Bunun yanı sıra sokak pantomimcileri, sokak müzisyenleri de para topluyorlar ama tabii ki aynı şey değil. Ben onlardan çoğunu seyretmekten ve dinlemekten keyif alıyorum. Onlar benim ruhuma hitap ediyorlar, duygularımı sömürmüyorlar.

Aslında dilencilere para yardımı yaparak onlara iyilik yapmıyoruz. Onları dilenmeye teşvik ediyoruz ve bu sektörün patronlarına hizmet veriyoruz. Çoğu zaman yanıma yaklaşan dilenciye yüz çeviriyorum çünkü ona kötülük yapmak istemiyorum. Ben yardım yapacak kişiyi, elimi uzatabileceğim kurumu bilirim ama elimde değil ki, bunu yaparken vicdan sömürücülüğü yapanların da bir mecburiyeti olduğunu düşünüyorum fakat Allah kurtarsın demiyorum çünkü işi Allaha bırakmak güçsüzlüktür, tembelliktir. Yetkililerin bu duruma el atmalarını bekliyorum.

Ne düşünsem ne de yapsam bu görüntüler içimi acıtıyor. Kendimi de suçluyorum “Sana ne canım, ama sen adam olmazsın kızım” diyorum kendi kendime çünkü artık adamın tarifi değişmiş, edepsizi, arsızı, vicdansızı, hırsızı, şerefsizi, utanmazına bile, bu buruşuk ruhlu canlılara, adam diyorlar. Allahın sopası olmadığını da unutuyorlar.