Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Otomobil Gurusu
Okan AltanOkan Altan

Kuğu Gibi Grace Potter

28 Haziran 2011, Salı - 19:11
Biz otomobil gazetecileri, bazen sürüş izlenimlerimiz için çok fazla kilometre yapar, en olmadık yerlere gideriz…
1999’u bitirirken, deprem sonrasında keyifsizliğim tavanda, biraz değil ciddi bir değişiklik olsun diye ani bir kararla California’ya uçmuştum.

Elbette, otomobilcilik nabzımızı yükselttiğinden hiç kullanmamış olduğum bir otomobili kiralamak istedim. Aslında en ekonomik kiralama planı da, ondaydı… Bir Chevrolet Cavalier Coupe üstelik Carmen kırmızısı ile San Francisco, Los Angeles, San Diego, Las Vegas ve yine San Francisco güzergahına çıktım.

Kompakt gövdede, o yıllar için şık tasarımıyla benim çok hoşuma giden iki kapılı Cavalier, Amerikalılar üstelik Kaliforniyalılar için hiç ilginç bir araç değildi… Meksika kökenliler dışında kimse araca bakmıyordu. Onlar da, acaba içindeki bizden biri mi, diye bakıyorlardı. Demek ki, bu ekonomik otomobiller, Latino’ların tercihiydi…

Neyse, konumuz ne demografi ne de otomobilin kendisi…

Yolculuğumun ilk günleri noele denk geldiği için muhteşem kasaba Carmel’de kalıyordum. Bir dönem Clint Eastwood’un belediye başkanlığını yaptığı ve Mission Ranch isimli otel ve restoranın da bulunduğu zenginlerin Carmel’ine çok yakın biraz daha “ekonomik bütçeliler”in yaşadığı Monterey’in Old Fisherman’s Wharf’ında harika okyanus menüleriyle iyi fiyatla muhteşem bir şekilde karnınızı doyurabilirsiniz…

Halk otoparkına Cavalier’i bıraktıktan sonra Pasifik balıkları ziyafeti çekip yeniden tam otomobilime dönerken, güçlü blues melodileri kulağıma çalındı… Küçük bir Pub’ın önünden geçiyordum. Hemen içeri girdim ve bara yerleştim. Yaşlı müzisyenlerden oluşan müthiş bir grup ve sarı uzun saçlı şişmanca çok genç bir kız, döktürüyorlardı…

80 yıllık Big Joe Turner’ın Rebecca’sından Eric Clapton’ın Cocaine’ine…

İçerdeki herkes şarkılarla sallanıyor, masalara vurup eğleniyordu… Halen kulağımda o notalar ve gözümün önünde o grup…

Barmen’e solist kızın ismini sormuştum… Grace, demişti…

Grace, bir ara mikrofonunu bırakıp Wurlitzer elektrik piyanoya geçmiş ve müthiş sololar bile yapmıştı…

Malum, California alkollü araç kullanma başlığında en sert cezalara sahip yer… O sebeple, içtiğim Jack’leri saymaya çalışıyordum. Fakat müziğe kendimi o kadar kaptırmıştım ki, Barmen “bir şişeye yaklaştın, istersen, artık shot yazmayayım, sana şişe hesaplayayım” diyerek adisyon kıyağı bile yaptı…

O sırada grup bira içmeye çekilmişti ve Grace bir klasik gitarla tek başına hatasız notalarla Country folk çalıyordu.

Gece yarısı grup son şarkısını bitirirken bile, alkışların çoğu genç Grace’e gidiyordu.

Bardan son çıkanlardan biri olarak direksiyona geçtim ve ekip otoları alkollü olduğumu anlamasınlar diye, direksiyona dizimi yaslayıp, dümdüz çizgide Carmel’in yolunu tuttum…

O gecenin müziğini yıllarca tüm arkadaşlarıma anlatmıştım.

Geçenlerde ise kovboy müzisyen Kenny Chesney’le düet yapan incecik bir sarışın kızı gördüm, televizyonda… “You and Tequila” isimli nefis bir parça, nefis bir otomobilli klip… Kenny’ye Grace Potter eşlik ediyordu.

Grace, benim “Grace”im!.. Fakat, yıllar içinde genç kızlıktan kadınlığa adeta çirkin kuğu yavrusundan mükemmel kuğuya dönüşmüş, bir Grace!..

Hemen, Grace Potter’ın bu 11 yılda neler yaptığını, bugüne kadar neler ürettiğini araştırdım.

The Nocturnals isimli bir grubun solisti olarak tam profesyonel şarkıcılığa başlamışmış… Original Soul, Nothing But The Water, Live Oh Five, This Is Somewere, Live In Kowhegan ve “Grace Potter and the Nocturnals” albümlerini çıkarmış. Ah Mary, Apologies, I Want Something That I Want ve Tiny Light single’larının ardından da şu anda Paris Ooh La La şarkısıyla “bizim” Grace, meğerse almış başını gitmiş…

Bir sürü müzik ödülüne de layık görülmüş. En iyi filmlerde ve en ünlü dizilerde şarkıları kullanılmış. The Black Crowes ile turnelere çıkmış. Bose müzik markası bile Ain’t No Time isimli şarkısını reklamlarında kullanmış.

En son dinlediğim Fooling Myself şarkısını ise zirveye koyuyorum!..

iTunes’tan satın aldığım tüm albümlerini ve single’larını şimdi iPod’uma yükledim ve sıkıcı İstanbul trafiğinde de yine Grace ile keyifli zaman geçirmeye çalışıyorum.

Bu güzel sesin sahibini, eğer müzik kliplerini bulabilirseniz, en azından internette seyretmenizi tavsiye ederim.

Sonra da, benim gibi albümlerini otomobilinizde dinlemenizi…

Emin olun, hoşunuza gidecek!