Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Elma ağacı
Barış KaşkaBarış Kaşka

Körlük

17 Şubat 2011, Perşembe - 10:21

Görmüyorum, görmüyorum, diye mırıldanıyordu adam,ağlarken .Nerede oturduğunuzu söyleyin bana, dedi öteki adam. Arabanın camına, yeni bir şeyler susamış meraklı yüzler yapışmıştı. Kör adam, ellerini gözlerinin hizasına kaldırdı, hareket ettirdi, hiçbir şey görmüyorum, yoğun bir sisin ortasında kalmış, bir süt denize batmış gibiyim, iyi ama körlük böyle olmaz,dedi öteki, körlerin karanlık içine gömüldükleri söylenir, iyi de ben her şeyi bembeyaz görüyorum. ‘’ O gün genç adam kör olmuştu . Körlüğü, başvurduğu doktoruna bulaştı,  o diğerine ve körlük yayıldıkça yayıldı mikroskop ile bakabilecek tek sağlıklı bir göz kalmayana dek. İşte böyle başladı körlük, sağanak bir yağmur gibi ansızın ve şiddetli.

Bir toplum çok kısa bir sürede tamamıyla kör olmuştu. Her yer aynı adamın tarif ettiği gibi bir süt deniziydi adeta, herkes sadece o uçsuz bucaksız denizi görürken, hırsızlıkların,tecavüzlerin cinayetlerin sadece seslerini duyar olmuşlardı ve bu yağmur duracak gibi de değildi aksine her yerde açlık, ölüm,korku kol geziyordu. Kimliğin, kişiliğin, onurun hiçbir değeri kalmamıştı. Kaos kendi düzeni kurmuştu çoktan ve bu düzende zayıfa yer yoktu.

Bu yüzyılın tartışmasız en usta kalemlerinden Jose Saramago ‘’Körlük‘’ adlı eserinde hepimizin zaten kör olduğunu müthiş bir ironi ve alegori ile anlatır. Jose Saramago ne yazık ki engin hayat tecrübesi ile insana olan umudunu kaybetmişti. Peki biz ?

Çoğu zaman umudumuzu yitiriyoruz, dünyanın ve insanlığının iyiye doğru gittiğini söylemek elbette çok zor. Duvarın yıkılışının üzerinden 22,  devrimden ise 222 yıl geçmiş, hani nerde o ;eşitlik, özgürlük, kardeşlik ? Güçlü eskisinden de güçlü, zayıf eskisinden de zayıf ve savaşların, isyanların, acıların sonu yok gibi.

Körlerin ülkesinde ise gören azınlık birer birer, onar onar, yüzer yüzer Afrika’nın savanlarında ki siyah insanların yakalandığı gibi yakalanıp prangalara vuruluyor gördüğü halde görmeyen körler tarafından yahut bir tecrit alanından trenlere bindiriliyor Birkenau ’ya doğru.

Ama insan varsa umutta vardır umut varsa eylem de vardır ve olacaktır. Nasıl bir Eylül sabahı başlayan savaş ansızın yine bir Eylül sabahı bittiyse,  körlükte bitecek bir sabah ansızın ve insanlık gören gözlerle yeniden filizlenecek kalplerde.

*Bu yazı ‘’Bliss/Sleep Will Come ‘’ dinlerken okunması tavsiye olunur :)