Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Koltuk meyhanelerinin tadı...

02 Ekim 2011, Pazar - 18:21
Sıcaklıklar düştü, yağmur yağdı... Geldi, geldi diyorduk ta, dün İstanbul sonbaharı bayağı bir hissetti. Üstüne üstelik bir de ay sonu, tamam ay sonu da, yine birçoğumuzun anlayamadığı sebepsiz bir kargaşa gün boyunca sürdü durdu… Sonra Beyoğlu tam bir hafta sonu akşamı yaşayacaktı ki, kalabalık akşam yedi sekizden sonra bir anda kesildi (<<<- senelerden beri bu tür ani sıcaklık düşüşlerinde, özellikle bir iyi bir yağmur varsa bu böyledir, ama bir bakmışsınız ki ondan sonraki hafta sel götürüyordur, millet sırılsıklam ama umurlarında değil o mekan senin bu mekan benim dolaşma durumunda) ...Öyle böyle değil, hınca hınç olan bazı Beyoğlu sokaklarından arada bir iki kişi ya geçiyor ya geçmiyor….İşte böyle bir ‘’ Herkes içeri biz dışarı ‘’ ortamında, iki leğen arkadaşı ( <<<-aynı leğende yıkandıkları rivayet olunur) Onnik ve Coco abi, avukat Sabit ve bendeniz, biz dört eski kafadar bir koltuk meyhanesinde birkaç meze, hamsi tava, roka, rakı eşliğinde lafın belini kırdık; biraz şimdi ki durumları konuştuk, biraz eskileri yad ettik ama baktım da eskisi gibi ne holding kurduk, ne de hükümeti devirdik; çoğumuzun eski tadı tuzu yok… Saat 01.00’ de Taksim-Kadıköy dolmuşuna bindim 20-25 dakika da Caddebostan’ a gelmiştim bile, anlayacağınız yollar bomboştu….. Bu arada nedendir bilmiyorum bütün gün       ‘’ Her sonbahar gelişinde’’ yi mırıldandım durdum; ……Her sonbahar gelişinde…Sarı, sarı yapraklarda…Kuru dallar arasında….. gibisine…….
Ve bu hafta 1960’ lı yıllardan bir meyhane daha……..
“ …O dönemin efsanevi meyhaneleri arasında, belki de ilk sıralarda bulunanlardan biri de “Alaylılar Akademisi” olarak nitelenen “ Lambo’ nun meyhanesi idi “ idi. Küçücük bir mekândır Lambo’ nun işrethanesi. Ama çok sevimlidir, şirindir, sıcaktır. Içerisi her an tıklım tıklımdır, müdavimleri de hep tanıdık kişilerden oluşur. Birbirlerine aşina oldukları için kenarlara, köşelere çekilerek baş başa sohbet ederler, dertleşirler. Kapalı, küçücük, Arif Yesari’ nin deyişiyle “Bir Hyde Park” havası esen, minicik bir mekândır burası. Bu küçücük dükkâna bir yığın insan sığar, ama orada yaşananlar, yaşanan dostluklar kitaplara sığmaz. Böylesine kocaman bir dünyadır Lambo’ nun Meyhanesi….” (1)
“… Mösyö Lambo’ nun Meyhanesi belki de dünyanın en küçük meyhanesidir. Bir tramvay büyüklüğündedir. Bu dünyada Rimbaud (şiirin deli fişeği) gibi, yaşadığına inanmayan Sait Faik, yalnız burada varlığından kuşku duymaz. Dünyada sanki ilk güzel günü burda olmuştur; cıgarası ilk burada yanıyordur; ocağı ilk burada tütüyor, çorbası pişiyor ve de ilk burda keyfi tamdır. Her şeyin de ilk burada ayrımındadır. Yine yalnız burada, yüzüne, ayağına, ellerine, saçlarına Azrail’in eli uzanamayacaktır. Bu bir ‘oda kokusu’ dünya, burada cennete -nasıl bir yerse cennet- dönmüştür. Ya da burda Barba Yakamoz ile balığa çıkıyordur! Ve dünya kadar balık tutmuşlardır. 

Ya Abidin Dino için burası nedir? Yalnız Sait’tir. Abidin, Sait’in ancak burada Sait olduğunu bilir çünkü. Bu kendisi için de böyle değil midir? Hem Bedri Rahmi de görünmüştür işte; arkasına da çiçeği burnunda Orhan Peker ile Turan Erol’u da takmıştır. Ama Abidin ile Sait burada yalnız ikisi iken kendileridir. Bu böyledir ama, Bedri Rahmi’nin gelişiyle de dünya daha bir onların olmuştur. M. Lambo bunu anlamıştır. Her zaman kendi dünyasında olan M. Lambo, böyle anlarda daha da içine kapanmasını bilir.
Bütün dünya dillerindeki sessizlik neyse, M. Lambo da odur. İşini öyle görür. M. Lambo’nun bu dünyada konuştuğu sözcükler hem belki de yüzü geçmez. O ayrı bir dil bilgisi, ayrı bir alfabe, ayrı bir dil bulmuştur. Yalnız kendisi içindir. Kafasından geçen her şey bu dile bürünür, orda kalır. Bu dünyayı konuşan bir dünya değil de, cansız bir nesneler dünyası olarak görmemiş midir? Eli de şarap, rakı, bira şişelerinin, bardakların, tabakların, küçük çinko tezgâhın ötesine de gitmemiştir sanki. Onların diliyle kendi dili arasında hem bir ayrım yoktur. O bu dünyada insanların melekleri görmediğini, yalnız adlarını duyduklarını bilirmiş gibi, gökyüzünden onlar için, melek neymiş görsünler diye inmiştir.” (2)
“…..Tabii öncelikle ünlü LAMBO meyhanesi. Nevizade Sokağı’nda bir köşede. Şimdi biraz büyültülmüş ve içki satılıyor yalnızca. Orhan Veli’ yle Nihat Hanım’ın (Fıratlı) zaman zaman buluştukları bir koltuk meyhanesi. Yalnız pencerenin yanında iki kişinin şöyle biraz oturacak iki yeri var, o kadar. Herkes ayakta. Oraya Sait Faik, Peyami Safa, Mina Urgan, Oktay Rıfat, Melih Cevdet, Cahit Irgat, Naim Tiralı, Mücap Ofluoğlu, Cavit Yamaç., geliyor. Sonraları, Edip Cansever, Muzaffer Buyrukçu filan da gelmiş. Mösyö Lambo, tezgâhın arkasında, vakit buldukça; Gogol, Dostoyevski, Puşkin, Tolstoy okuyor Rusçasından. Ama borçları deftere yazmayı da savsaklamıyor.
Bana yıllar sonra, naiv ve gerçekten ilginç ressam Fahir Aksoy; Sait Faik’in orada Lambo’da bir büyük kavgasını anlatmıştı. O zamanlar hemen hemen bütün tartışmalar soyut ve olmayacak şeyler olurdu genellikle. İşte Sait Faik’in aslan gibi kükreyerek bağırması ve susmaması orada geçmiştir. Bir gece Peyami Safa da vardır. Yine soyut bir konu tartışması sürdürülüyor içkiler içilirken. Sözgelimi, Paris’te Louvre Müzesi (ya da Sarayı) yanıyor. “Ünlü resim Mona Lisa’ yı mı kurtarırsınız: yoksa orada bulunan küçük bir çocuğu mu?”… Peyami Safa, “ben olsam bu durumda Mona Lisa’yı kurtarırdım!” diyor. Sait Faik ise Peyami Safa’nın bu sözüne karşılık olarak, aslanlar gibi kükreyerek ve bas bas, yüksek sesle, bağırarak ve hatta biraz da Peyami Safa’nın üzerine yürüyerek: “Hayır, ben o çocuğu kurtarırdım!” diyormuş. Büyük bir ağız dalaşı! Sait Faik ayağa kalkmıştır. Mösyö Lambo tezgâhından çıkarak onları ayırıyor, yani daha doğrusu araya giriyor: “Yapmayın, etmeyin çocuklar!” diyerek. Yıllar sonra, nedense, Mösyö Lambo bu koltuk meyhanesinde bir ortakla birlikte bir kadın ayakkabısı dükkânı açtı. Ve iflas etti. Ve kendini tavana asarak intihar etti. Bunun şiirini Oktay Rifat yazmıştı, hangi kitabında var bu şiir şimdi bilmiyorum…….” (3)
İşte böyle, elimden geldiğince vakt- i zamanın Lambo’ nun Meyhanesi’ ni hakkındaki bilgileri vermeye çalıştım.
Bu hafta da yazımı bitirirken, sezonda rakılı, mezeli, muhabbetli, bir sezon dileklerimi tekrarlıyorum. İstanbul’ dan gerçek meyhaneler hiç eksilmesin efendim……Herkese saygılar, selamlar, sevgiler dileklerimle
(1) Vefa Zat, Eski İstanbul Meyhaneleri, 2002, s.231
(2) İlhan Berk, Pera, Adam Yayınları, 1990, İstanbul, s.93-94