Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Gülümse
Gülsen GürGülsen Gür

"Kokinalar geldi hanımmm"..

08 Aralık 2013, Pazar - 16:37
1989 un nöbeti 1999 a bırakacağı son günler.
Kadıköy' de Altıyol' dan Bahariye caddesine çıkıyorum.
Ankara pastahanesinin önünde  kucağında ki kokina demetlerinden yüzü zorlukla seçilen yosun gözlü  dokuz, on yaşlarında bir kız çocuğu '' Güzel ablam alasın bunları, satamazsam babalığım  çok kızar, hem de çok üşüdüm, alasın şunları be'' demesiyle, anında kokinalar onun kucağından benim kucağıma geçti.
Soğuktan kızarmış yanakları, yemyeşil gözlerini daha da çok güzelleştirmişti.
Adını sordum  mahçup mahçup ''Derya''  dedi...
''Bu saat de okulun yokmu? '' diye sordum. Başını öne eydi, kızarmış yanakları daha da kızardı.  ''Okula göndermiyorlar ki '' dedi.
Konuyu değiştirmek istedi. '' Gel bak anamı göstereyim sana, o da güzeldir benim gibi, babam hayırsız çıktı, bizi bırakıp gitti, ben baba nedir bilmem, babalığım hem anneme eziyet eder, hem bana. ''
Anlatıyor da anlatıyor du, sanki kendi yaşım da bir hanımla sohbet ediyordum. Telaşlı adımlarına yetişmekte zorlanarak indik yokuş aşağı...
Altıyol da , Ankara pastanesi ile otobüs duraklarının arasında, bir ellerinde sigaraları, ağızların da sakızları, rengarenk kıyafetleri, hüzünlü gözlerini şen kahkahaları ile gizleyen, renksiz hayatlarını sattıkları rengarenk çiçeklerle renklendiren, çilekeş kadınların yanına geldik Derya ile beraber.
Onun annem demesine fırsat vermeden '' Siz Derya' nın annesisiniz değilmi ? '' dedim.
Aynı yosun rengi gözler, bal rengi saçlarını şöylesine bir örtmüş.
Çileli hayatı, yılların yorgunluğu çizgileri onun gencecik yüzüne şimdiden koymuş...
Bir kaç demet kokina da Perihan hanım dan aldım.
Kokinaların arasına güller yerleştirdi bunlar da benden sana dedi...
Ayrılırken Derya' nın saçlarını okşadım, küçük ellerini avucumun içine aldığımda saşırdım. Üşümüş ellerinde yaşının tazeliğinden eser kalmamıştı. Yaşıtlarının yumuşacık elleri geldi gözümün önüne Derya' nınkiler soğuktan sertleşmiş yer yer çatlamıştı.
Eldivenin yokmu dedim.  Mahzun, gözlerini kısarak baktı '' Yok '' dedi...
Dikkatlice bakınca gördüm ki sadece yok olan eldivenleri değil doğru dürüst üstü başı da yoktu.
İçim acıdı hızlı adımlarla ayrıldım yanlarından.
Ellerim doluydu gözyaşlarımı silemedim.
Ertesi günü onlara uğradığım da artık Derya üşümeyecekti...
Yeni giysileri içinde çok daha güzeldi. En çok her parmağı ayrı renk olan eldivenlerini sevdi.
Perihan hanıma izin verirse Derya' yı okutmayı üstleneceğimi söyledim, ''Benim adam çok huysuz lafını bile ettirmez '' dedi. Tüm ısrarlarım boşuna gitmişti.
Derya nın bir an için parlayan yosun gözlerinde ki ışık da  anında söndü...
Derya ve Perihan Hanımla yirmidört yıllk dostluğumuz hala devam etmekde.
Her uğrayışım da ana kızla sarmaş dolaş oluruz etrafın şaşkın bakışları arasınında.
Derya küçücük yaşta babalığı gibi hayırsız biri ile evlendi. 
Peş peşe üç tane  çocuğu oldu ama hiç mutlu olamadı. Şimdi otuzdört yaşın da görseniz elli dersiniz. Çocukken  gülen gözlerinden, güzel yüzünden eser kalmadı. Fersiz fersiz bakıyor etrafa, yaşamaktan bıkmış olmanın çaresizliği çökertmiş omuzlarını.
Annesi her uğrayışımda pişmanlığından dem vuruyor.
''Ah seni dinleseydim de okutsaydın şu kızı, hem kendi kurtulurdu hem beni kurtarırdı derken, gözleri dolu dolu oluyor.
Eğer bu günlerde  Altıyol' a düşerse yolunuz, yılbaşı  kokinalarınızı  Perihan hanım dan alın lütfen. Hem benim gönlü zengin dostumun yağmur da soğuk da emeği ile yaptığı işe,  hem de  torunlarını okutabilmesine bir katkı olur...
Biliyorum ki benden götüreceğiniz selam da bu soğuk kış günlerinde gönlünü ısıtacaktır.