Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Kışa dair...

20 Ocak 2017, Cuma - 21:20
Yeni Yıla girerken, kar yağdı tüm sıkıntıların üstüne. Kar yağarken yürüyüşe çıkmak, karda koşmak, kartopu oynamak, çocuklaşmak, eve gelince kahvemi veya tarçınlı sıcak şarabımı yudumlamak, sıcacık köşemde oturup lapa lapa yağan karı seyretmeyi, sohbete, muhabbete dalmayı ben de çok severim. Severim elbet çünkü ben bana bağışlanan hayatı severim. İnsan yaşayabileceği nimetlere el uzatmalı ve yakalayabildiğini yaşamalı fakat kısmetten ziyade olmaz çünkü bu yıl dağda geçireceğim tatilimi planlarken Tanrıya şükürler olsun ki geçici şeylerdi fakat rahatsızlıklar peşimi bırakmadı ve ben ömrümde ilk kez kara ayak basmadan şehri kaplayan o bembeyaz örtünün çamurlaşmasını bekledim.

Doğal olarak kar insanlara neşe verir. O temiz havayı solumak, kar üstünde ızgarasıyla, turşusuyla, meyhane bulguruyla, efendime söyleyeyim birkaç meze ile kurulmuş salaş masalarda keyifle kadeh kaldırmayı ben de doya doya can dostlarımla yaşadım. Ben hayatımın Miladını yaşarken,1987 yılı Mart ayında yağmaya başlayıp Mayıs ayında bile yer yer erimeyen kar, ruhumu öylesine karartmıştı ki artık kar keyfini şehirde yaşamak istemez oldum.

Bu yıl, her ne kadar zor bir döneme umut olarak görüp Yeni Yıla sarılsak da kalbimizdeki yaralar hala kanıyor. Evde, işte, sokakta, aile ve ülke genelinde bizi sarsan yürek acıları yaşanırken, gözyaşları sel olmuşken, insanlar birçok şeye gönül koymuşken, dünya kademe kademe sorunlarla baş etmeye çalışırken bir kar yağışı bizi bizden mi aldı? O taşkınlıklar niyeydi? Çocuk muyuz biz? Bir iki kar fotoğrafı paylaşmak yeterdi bence. Buyurun, şimdi kar eridi ve çamur oldu.

Ülkenin doğusu karlar içinde. Biz İstanbul şehri olarak buna alışmış değiliz ve acaba yeterince buna hazırlıklı mıyız? Sokakta kalan vatandaşlara Belediyeler ve diğer Sosyal Kuruluşlar vicdani yardım amacı ile yatacak yer verdiler, aş dağıttılar. Herkese ulaşabildiler mi acaba? Sokak çocuklarını dağıtılması istenen giysiler için kar yağışını mı beklemeliydik?

Ya hayvanlarımız? Allahın yarattığı o canların birçoğu donarak öldü. Sosyal medyada, buz tutmuş köpekleri, eşekleri, kedileri gördünüz değil mi? Kaç kişi oturduğu binanın, dükkânın kapısını açık tuttu? Kaç kişi bu canlar için tencere kaynattı? Kaç kişi kuşlara yem verdi?

Bu kış, şehrimizi ve söylenene göre Avrupayı ve Amerika kıtasını bile bir tür mikrobik grip türü kasıp kavuruyormuş. Duygusuzluk ve duyarsızlık da ayrı bir virüs olsa gerek.