Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şiirbaz
Fırat AltunyurtFırat Altunyurt

Kendini suya bırakmak...

28 Ağustos 2013, Çarşamba - 16:06
Bizi tedirgin eden ruh hallerimiz, öfkelerimiz, korkularımız ya da mutlu olma hayallerimiz. İyi insan olma ölçütü, din ve ahlak kuralları, beklentiler ve isyan. Çaresizlik, beklemenin yarattığı bunalım ve kayıplar. Yönelimler, eğilimler ve arayışlar. Doyumsuzluk, hırs, bıkkınlık, ele güne karşı ermişlik gösterisi ve ruhani uçmalar. İçgüdüler, dürtüler, utanma, küçük düşme ve gizlenme kaygısı. Anlamadan bitirilen koskoca yaşamlar, üzüntü ve boşluk. Kısaca insanın halleri.
Ne yapmak lazım? Sıradan insan olmaktan nasıl kurtulunur? Fark yaratmak neden gerekli? Şart mıdır? Mutlu olmanın formüle edilmiş bir kuralı var mı? İnsanoğlu yıllardır bu soruların içinde şifreyi üretmek ve iç huzurunu bulmak için çırpınıp duruyor. Bu işin bir şifresi var mıdır peki? İnsan denilen varlık bir anda tüm bu sarmalın içinden çıkabilir mi?
Bana göre aslında evet. Ama temelle ilgili sorunların nasıl aşılabileceğini bilmek be vazgeçebilmeyi öğrenmek gerekiyor. Özetle asıl aşılması gereken sorunun dışarıdan değil, içeriden kaynaklandığının anlaşılması gerekiyor. Yani iç huzuru, Nirvana gibi deyimlerin aslında bir iç aldatmaca olduğunu, yapılması gerekenin sorunları ve soruları benimseyerek birlikte yaşamanın öğrenilmesi ve kabullenilmesi gerekiyor. Ne bir kanıtlama gereksinimi, ne de mutlu etme zorunluluğu. Yapılan her davranışın, yaşanan duyguların aslında dürtülerimizin ve iç güdülerimizin bize bir oyunu olduğunu anlamalıyız.
Vazgeçmek.. Olduğu gibi bırakabilmek, sahipliğin öldürücü ve aslında esaret olduğunu keşfetmek. Kendini ılık sulara bırakıp sırt üstü yatan insanlar suyun yüzünde kımıldamadan ve çaba sarf etmeden kalabiliyorlarsa, sorunlar karşısında da aynı dinginlikle ayakta kalabilmek işin özünü anlayabilmekten geçiyor. Hayatın bir sürü engebeli pistinde şımarmadan ve isyan etmeden uyum içinde dans etmek.. Her düşüşte rüzgarda süzülen geniş kanatlı bir kartal gibi zarar görmeden zemine değebilmek. Hızın ve zamanın önemini yitirdiği akşamların tadını aynı zihin yapısındaki insanlarla paylaşıp, çoğaltabilmek. Aslında hiç de zor değil. Vazgeçmek, paylaşmak ve iç güdülerle dürtülerin peşinden koşmadan hayatı izleyebildiğinizde geriye sadece sağlığınızı dış etkenlerden korumak kalıyor. O da ne çıkarsa bahtına.. Bir de bakmışsın zaman gelmiş, yolculuk başlıyor. Son soru: mutlu muyuz? Biraz da süsleme;
uçup giderken uzaklara ruhun,
gülüşlerin sıcaklığıdır sadece geride bıraktığın,
ve bir çocuk gülümsemesi belki,
yani o da bir ihtimal,
ve nasıl bir sihirbazlıktır ki bu,
iki göz bebeğine sığdırılmış
kocaman bir mutluluktur,
ve okşarken ruhunu ölümün nefesi,
sen hala gülebiliyorsan
ve bir çocuk gibi tutabiliyorsan
o meşhur yol arkadaşının elini,
işte o en büyük zaferindir aslında,
yol arkadaşının saygısıyla birlikte,
kendine karşı kazandığın..