Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Dalida ÖzatayDalida Özatay

Kendini kandıranlar yalanı gerçek kılıyor...

22 Eylül 2011, Perşembe - 19:39
Bebek Koyuna karşı bir yalan yazı…
Yalan, nasıl bir şeydir? İnsan neden yalan söyler? Hangi şartlar bir insanı yalana iter? Hiç düşünmez mi er-geç çıkacaktır bütün yalanları. Çıkana kadar da vicdanı nasıl rahattır. Yalan söylemeden de yaşayamaz mı? Ve yalan aslında kendini kandırmak değil midir? Bu soruların cevaplarını günlerdir düşünüyorum. Eminim ki; herkesin bu sorulara mantıklı yanıtları olacaktır. Yada mantık çerçevesinde değerlendirmeye çalışılacaktır. Ama ben size bir şey demek istiyorum; Bana göre yalanın mantıklı bir açıklaması yoktur. Hele bir de bu yalanlar aleni ve herkese rahatlıkla söylenebiliyorsa.
Çok yakınım, benim de şahit olduğum bir silsile yalanlara maruz kaldı. Aslında şunu baştan söylemek isterim ki, o da farkındaydı en baştan beri var olan bozukluğun. Kadın, adamı bir süredir tanıyordu ama bir arkadaşlığı yoktu. Ne zaman ki, iletişim yoğunlaşınca merakla girdi bu yola. Biraz keyifli, biraz tedirgin… Adam bir tatlı, sevgiye muhtaç bir kedi, sevgisi güçlü kuvvetli kadını çevreledi. Günün ilk ışıklarıyla başlayan konuşmalar akşamın karanlığına kadar sürdü. Buluşmalarda artık öyle konular konuşuldu ki, ufaktan evlilik konusu bile açıldı. Adam, çalışma şartlarını anlatırken zorluklardan bahsetti. Hayatına da tüm bu zorluklara göğüs gerebilecek birini istediğini söyledi. Hatta daha da ileri giderek karşısındaki kadının duruşu ve terbiyesinin kendi ailesine çok uygun olduğunu belirtti. Burada bir yorum yapmak isterim izninizle “Ne cüret” diyorum. Tüm bu konuşmalar sırasında kadının soru işaretleri artık zihninin gerisine gitmişti. Ama sisler ardında varlığını koruyordu. Adamın ‘Özledim’leri o kadar derin, kadın adamı biraz aramasın sitemleri de bir o kadar üzüntü doluydu ki... Kadın, ‘unutmam imkansız’ derken onu mutsuz etmekten imtina ediyordu.
Bu düzen, günler haftalar kısacası yaz boyu sürdü. Dönüş vakti geldi. Kadın heyecanlıydı bu adamı daha çok görecekti. İnanılmaz ama her şey bir günde tersine döndü. Tam bir girdap. Adam, kadını yolda gördü görmemezlikten geldi. Bundan sıyrılmaya çalışırken hayatında sırlar oluğunu ve buna ona anlatacağını söyledi. Birkaç gün de bu sırların ne olabileceğini düşündü kadın. Bu sürede adam kadının devamlı nerede olduğunu bilmek istiyordu. Kadın bu bilgiyi vermekte biraz gecikse, adam bu ilişki böyle yürümez diyordu. Derken, adamın hayatında bir kadın olduğu ortaya çıktı. Sırrını anlatırken bunun eskiden olan bir beraberlik şimdiyse sadece bir dostluk ve sadece ev paylaşımı olduğunu söylüyordu. Ama adam bir ilişkisinin olduğunu da hayatındaki diğer kadına söyleyemeyeceğini de belirtti. Bizim kadın, artık durumdan rahatsız ne yapılabiliri düşünürken bu kez adam yaklaşan doğum gününü beraber kutlamak istediğini belirtti. Kadın bir kez daha olumlu yaklaştı. Ne var ki, bu plan da hemen ertesi gün adam tarafından bozuldu. Bahane ise her zamanki gibi “Ailemin yanında olmalıyım” oldu. Zaten kadın ne zaman rahatsızlığını dile getirmek istese “Zor günler geçiriyorum, sıkıntılarım var, annem geldi, kardeşim hastalandı” gibi bahaneler sıralanıyordu. İşte o soru işaretlerinin üzerindeki sis, sert bir rüzgarla aniden kalkmıştı. Her şey gün gibi ortadaydı. Kadın artık sıkılmış ve çekilmeye karar vermişti. Bunu da kısa bir mesajla belirtti. Tüm bunlar yaşanırken kadına bir bilgi daha geldi. Onlar evli olabilirlerdi. Kadın şaşkın… Zarardan döndüm karlıyım diyebildi. Ertesi sabah başka bir haber geldi; adam, kadının iş için tanıştırdığı bir arkadaşına bu süre zarfında mesajlar attığını öğrendi. Artık şaşırmıyordu, gülmeye başladı ve ‘şanslıyım’ dedi.
Evet, tüm bunları örtmek için yalan söyledi. Peki ama neden? İşte hepsi ortaya çıktı hem de hemen akabinde. Nasıl sokağa çıkar, insan içine karışır, nasıl başka kişilerle iletişime geçer bu adam. Kadına göre artık o isimle eşitlendi yalan kelimesi… Peki kim biliyor? diyebilirsiniz. Evet bilmiyor ama bilen biliyor ve daha da çok kişi bilecek. Ve yalan konuşarak aslında kendisini kandırdığını anlayacak ama biz bunu göremeyeceğiz…