Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Kendini bilmek...

28 Mayıs 2012, Pazartesi - 20:12
Tüm çabalama daha fazla tüketmek için..
Tükettikçe mutlu oluyor insan bu düzende...
Hep bir fazlasını istiyor insan denilen doymayan makine...
O bir fazlası başkasına ait belki de...Öyle olması gerekiyor ya da..
**
Bazıları, tüketmenin anlamsızlığını fark ediyor.  Daha fazlasının kendisine mutluluk değil, daha çok gelecek kaygısı getirdiğini anlıyor. Ruhunu tanımaya başlıyor...Belki de bırakıyor mutluluğun peşini...
İdare ediyor bir anlamda an'lık keyiflerle.. Bunun da adına "mutsuzluğa karşı direnmek" diyor..
**
İnsanın,  bilinçsizliğinin ötesinde bir konu bu ..
Gönüllü bir tüketme yarışı var adeta..
Ben daha fazla tüketeceğim.
-Hayır ben!!...
-Hayır ben!!..
Tüketilen ve tüketilmesi kaçınılmaz tek bir gerçek var  önümüzde..
O gerçeğin adı; "Yaşam".
Yaşamdaki yüzleri tanımaya fırsat bile bulamıyor insan..
Nefes almak gerekiyor..Derin derin olması da şart değil..Azıcık nefes almak gerekiyor..
Bir kadehlik nefes… Bir yudum nefes…Bir nebze nefes…
Kim nasıl tanımlarsa "kendi nefes alma biçimini" öyle  nefes alması gerekiyor.
Tükettikçe; nefesimiz kesiliyor farkında olmadan ve yavaş yavaş.
Yavaş..Yavaş..
**
Herkesin içinde kabuğuna anlam katan bir öz var.
İşte asıl gerçeğimiz o öz..
Bizimle konuşuyor çoğu zaman..Duymuyoruz..Duysak da önemsemiyoruz.
O sesin isyanını dinlemek ve hatta o sesi de yanımıza alarak, kendi kabuğumuza karşı birlikte isyan etmemiz gerekiyor.
Öyle bağıra çağıra  olması da şart değil. Sakince, fakat oyalanmadan.
Ama ilk önce,  kendi içimizdeki "isyankar gerçeğimizle" barışabilecek cesareti toplamamız şart.
**
Yaşamayı yaşamak gerekiyor, Can Baba’nın dediği gibi..
Nefes alabildiğimize, isyan edebildiğimize, “yaşamayı yaşamayı" becerebildiğimize sevinerek yaşamamız gerekiyor..
Ama çok kimse bunları beceremiyor.
Becerebilenlere ise imrenerek geçiyor zaman..

**
Çürük portakallar gibiyiz..
Suyumuzun en lezzetli kısımlarını düzene hediye ediyoruz..Dostlarımıza, sevgililerimize, ailelerimize posamızı bırakıyoruz her günün akşamında…
Sıkılacak suyumuz kalmadığında , kabuklarımızı hayvanlarına yediriyorlar.
Hiçbirşey bulamıyorlarlarsa güzel kokalım diye sobalarının üzerlerinde yakıyorlar.

**
Nefes almadan, isyan edemeden,insan gibi yaşayamadan yok ediliyoruz.

"Nefes alıyorsun" diye kandırılıyoruz ..
"Oksijen alıp, karbondioksit vermek" diye inandırılmışız çocukluktan bu yana nefes almayı..

"İsyan ediyorsun" diye kandırılıyoruz..
Bağırıp , çağırmakla eş tutmuşuz isyanı..

"İnsan gibi yaşıyorsun" diye ikna edilmişiz..
Bir iki kuruş daha fazla fazla kazanmak sanmışız insanlığı..

**

Daha çok paraya ve daha çok eşyaya sahip olduğumuzda bunun mutluluk getirmediğini, 
aksine kaybetme korkusu ile birlikte, sadece gelecek kaygısı getirdiğini anlamamız ve harekete geçmemiz için yetmiş yaşına gelmeyi beklememiz mi gerekiyor?

Toplumsal bir değişim olabilme ihtimali ufukta görünmediğine göre, belki de Donkişot haklıydı..