Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Kendimizden de kaçıyoruz ya!

18 Eylül 2013, Çarşamba - 00:19
Bazen sadece susmak gerekir. Kelimeler kifayetsiz kalır hani, kilitlenir insan…
Adeta içiniz susar.
Zihin konuşur durur.
Nedenler niçinler boldur, bir ton soru dans eder durur.
Of, nasıl yorucudur. Otomatiğe bağlamış halde günlük işler yapılır, sorular askıya alınır. Arada askıdan indirilir, koyup kaldırılır, bir sonuca varılamaz yine aynı yerine katlanır konur.
Sorular sorular…
Ne güzel olurdu her şeyin cevabını bilebilseydik, her soruna anında çözüm üretebilseydik. Bazen kaçmak isteriz hani, ıssız bir adada bir başımıza kalmak, boş boş denize bakıp lezzetli birşeyler yudumlamak nasılda cazip gelir. Sonra gerçekle buluşma,  çare yok. Tek başımıza çözemeyeceğimiz sorunlar için yer bitiririz kendimizi.
Durduk yere gözyaşı döker, ardı sıra hayıflanırız…
‘’Ne dertler var, bunlar da sorun mu?’’ diye karamsar ruh halimizden sıyrılmaya debelenir, bir süre sonra yine o sorularla baş başa kalırız. Beynimizi kemiren soru işaretlerine inat meşguliyetler buluruz…
Kaçarız, kaçar...
Geçen gün bir arkadaşımla sohbet ederken başladı ağlamaya. ‘’Ulaşamıyorum’’ dedi ‘’duvar var sanki aramızda,ne yapsam ulaşamıyorum. Konuşmuyor. Kızgın mı? Kırgın mı? Benle mi derdi, kendisiyle mi? Kaçıyor mu bir şeylerden? Ben miyim kaçtığı? Bir anlasam !’’
Buyrun burdan yakın. Sustum… Sadece sustum. Acısını dindirecek kişi ben değildim, tek yapabildiğim ağlaması, rahatlaması için omuz uzatmak oldu. Günlerdir aklımı kurcalıyor bu soru;
Ne yapmalı? Karşımızdakine ulaşamayınca ne yapmalı?
Kendi sorularıma bile yanıt bulamamışken...