Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Kendi kendime gidişlerim...

14 Mayıs 2012, Pazartesi - 13:25
 

Herkesin dünyası  farklı gerçekten. Bu kadar farklı dünyası  olan bir sürü insan bu kadar büyük bir kenti paylaşmaya kalkışınca olmuyor işte..Bu koca şehirde herkes kendi dünyasını kurmak istediğinde İstanbul bile küçük geliyor ve daraltıyor insanı.. Şehir küçülmüyor, insanlar azalmıyor, bakış açıları değişmiyor.Yasalar yetmiyor.

İnsanlar tepelerine inen balyoz gibi yumruklardan usanmış , her türlü yasa ters tepiyor.

Bir sürü mutsuz insan amaçsızca koşturuyor..Herkes kaçmak istiyor. Herkes bir yerlere gitmek istiyor.

Fakat en kötüsü  bir gün geliyor ve anlıyor insan: Mutluluk -mutsuzluk-hüzün-sevinç-kasvet-neşe ve tüm bunlar insanın kendi içinde...Ama çok şükür ki bu gerçeklik çok fazla takılı kalmıyor insanın düşüncelerine.

Umut .Umut..Umut...

Umutlar felç olana kadar en küçük ayrıntıya bile bir dolu anlamlar yükleyerek ısrarla umut etmek..

Ama ne yazık ki bu şehirde umutları felç olan o kadar çok insan var ki..

Tabağındaki böceğin tadını beğenmediği için mutsuzluğu seçen insan bir tarafta, bir şişe şarap parası bulabildiğinde kendisini dünyanın en mutlusu sanan adam diğer yanda..İkisi de  kendi gerçeğini yaşıyor dibine kadar.

**

Bütün bir yaşamı ve yaşanılanları bir şehre yormak elbette ki haksızlıktır..

Şehrin suçu değil bu...

Ama bu şehir bu yükü kaldıramıyor işte artık..Bazılarına umut oldu yıllardır. Herkesin "taşı toprağı altın dediği" bir çıkış noktası oldu.Sevişeni de oldu. Savaşanı da.. Kimileri için gerçekten umut oldu.Kimileri için gerçekten fırsat.Ama artık dile geldi İstanbul..

"Rahat bırakın beni, bitiyorum!.  Bittim !!  diye bağırıyor.

**

İstanbul'da yaşayıp da bu şehirden şikayet ettiğimde ailenin şımarık çocuğu gibi hissettiğim de oluyor bazen kendimi.. Antalya'da yaşarken en fazla üç ay dayanabiliyordum İstanbul' dan ayrı kalmaya..

O zamanlar anlam veremiyordum.Bilmiyordum.

Özlediğim neydi ve bu tutkunun sebebi nerede gizlenmişti..

Ama gerçek olan ve bildiğim bir şey var dı ki; İstanbul sınırlarına adımımı attığım anda sevgilisine kavuşmuş aşık kadar mutlu oluyordum..Mükemmel olmayan sevgilinin

o mükemmel olmayan yanını seviyordum belki de..

İşte o zamanlar İstanbul'da yaşayan birileri gelip bana İstanbul'u kötülese, suçlardım ve kızardım o insana.. Şimdi ben şikayet ediyorum. İşte bu tutarsızlık gerçekten çok anlamsız..

Diğer bir sürü şeyin anlamsızlığı gibi.



Sanıyorum hepimizi yaşadığı şehirlere anılarla bağlayan sığınaklarımız var..Kimine göre bir semt, kimine göre bir ağacın altı, kimine göre bir meyhane ya da bir ev..

Sanki bir bilgisayar oyununun kahramanları gibiyiz..Bu sığınıklar olmasa “Game Over” yazacakmış ve bu sığınaklara adımımızı attığımız anlarda yeni bir can kazanarak bu oyunu uzatacakmış gibi hissediyoruz.

İşte bundandır bu karmaşadan bir türlü vazgeçemememiz..Bundandır kaçışlarımızı hep ertelememiz..

Ya bir sığınağımız olmazsa gittiğimiz yerlerde..