Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Karanlık...

16 Temmuz 2011, Cumartesi - 14:46
İnsan bazı zamanlarda kendini karanlığa gömülmüş, dibe vurmuş ya da umutsuz hissedebilir. Hayatınız istediğiniz yönde gitmiyormuş gibi düşünebilir,  içinizden hiçbir şey yapmak gelmeyebilir hatta bu yazıyı bile okumak istemeyebilirsiniz. Bu tamamen normaldir ve geçici bir durumdur. Çünkü duygularımız yoğun olduğunda alışkanlık olarak kendimizi o duygular zannettiğimiz için kendimizi doğal olarak kötü hissederiz. Böyle bir durumda ne hissediyorsanız onu hissetmeye izin verdiğinizde o enerjinin etkisinden kurtulmaya başlarsınız. Kendinizi umutsuz hissediyorsanız öyle hissedin, içinizden bir şey yapmak gelmiyorsa yapmayın, ağlamak istiyorsanız ağlayın. Ancak birçoğumuz bunun tam tersini yapmaya çalışırız ve kendimizi zorlarız. O duygu ve düşüncelerin yerine başka duygular koymaya, o duyguların üstünü örtmeye, olumlu düşünmeye çalışırız. Bunu yapmaya çalıştıkça geçici ve yapay bir rahatlamanın ardından kendimizi tekrar o bunalımın içinde bulabiliriz. Ancak kendimizi karanlık duygularda bulmak içimizdeki sonsuz ışığı söndürmez.  Sonuçta farkındalığımızda oluşan hiçbir duygu ve düşünce olmadığımıza göre onlara kendimizi açmak sonsuz ışığımızın karanlığı aydınlatmasını sağlayacaktır.
Eğer fark ettiyseniz bazı yazılarımın başlıkları genelde görmezden gelmek istediğimiz kelimelerden oluşuyor. Örneğin, “mutsuz olmak”, “takılıp kalmak” ya da şimdiki yazım “karanlık” gibi. Bunun belli bir sebebi olmasa da aslında altında yatan gerçek, kişiye bunun sadece bir kelime olduğunu ve fazlası olmadığını göstermek.  Çünkü bence kişisel gelişim dünyasında bu konuyla ilgili çeşitli yanlış inançlar ve yanılgılar oluştu. Örnek olarak “Sakın negatif düşünme başına gelir, eyvah kötü bir şey söyledin iptal et, ya da kendini iyi hissetmeye çalış, olumlu düşün” gibi örnekler sıkılıkla karşılaştığımız söylemler haline geldi. Ve bu durum yüzünden her şeyi kontrol etmeye çalışıyoruz. Hayatlarımızı, düşüncelerimizi, duygularımızı, davranışlarımızı, sözlerimizi sürekli kontrol etmeye çalışarak sürekli dengede durmaya çalışan cambazlara benzemeye başlıyoruz.  Ancak tüm yazılarımda söylediğim gibi ruh, dünya yaşamının iki kutuplu deneyimi içersinde sürekli değişen deneyimler yaşar. Bazen karanlık hisler içine girer, bazen korkular deneyimler, bazen öfke duyguları olur, bazen de her şey dinginlik içerisindedir. Bu biraz hava durumuna benzer hava bazen güneşli, bazen bulutlu, bazen sağanak yağışlı, bazen sisli olur. Bunu insanların deneyimine uyarlarsak şuna benzer:  Havayı sürekli açık tutmaya çalışırken oluşan bulutları yok etmek için uğraşmak. Ya da yağan yağmuru kontrol etmeye çalışmak. Veya oluşan sis bulutunda hava açıkmış gibi davranmak. Ama işin doğası gereği hava durumu değiştiği gibi bizim deneyimimiz hep değişir ve değişmeye de devam edecektir.
OSHO bu konuyu şu şekilde tanımlar:
“Bütün düşüncelerimiz sadece denizi aşmaya çalışan kelebekler gibidir: Bir yerlerde kaybolacaklardır. Düşüncelerinizi izlediniz mi? Eğer kırk ya da elli yıl yaşadıysanız, kaç milyon düşünce denizi aşıp yok oldu? Her gün yeni düşünceler yaratıyorsunuz ve onlar tozun içinde kaybolup gidiyor. Sizinle sadece tek bir şey kalıyor ve o da sizin varlığınız. Sadece siz kalıyorsunuz. Bir Zen şairinin söylediği gibi, ‘Bulutlar gelir ve gider ama gökyüzü kalır.’ Asla bir yere gitmez, hiçbir yerden gelmez. Siz gökyüzüsünüz. Bu gökyüzünde gerçekleşen her şey sadece trafik- o konuda endişelenmenize gerek yok, onunla özdeşleşmenize gerek yok.”  
  O yüzden şu anda ne hissediyorsanız sadece onun olmasına izin verdiğinizde aslında o deneyimle yüzleşmiş olursunuz. Aydınlık ya da karanlığın da sadece o anki duruma verdiğiniz bir isim olduğunu fark ederek o isimle sınırlı olmadığınızı hissetmeye başlarsınız. O yüzden önemli olan ne deneyimlediğiniz değil hiçbir deneyimle sınırlı olmadığınız gerçeğidir.