Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Arka Güverte
Orhan CanOrhan Can

Kalp soruyor, "Ruh ikizi mi?, Ruh öküzü mü?"...

08 Aralık 2012, Cumartesi - 01:05
“Kalp, ‘Ruh ikizini’ bulduğunda coşan,

‘Ruh Öküzünü’ bulduğunda kırılan bir organdır..”

Gerçekten mi? Gerçekten öyle bir organdır..!!

Bu mesajı okuduğumda önce güldüm sonra omuzlarımı silktim.

Ruh ikizini bulamayanlar için üzüldüm..

“Bulmuşuz ki ‘Ruh ikizimizi’ iyi günde kötü günde siyah beyaz türkü söyleriz!” dedim. İçimden ama..

Buz gibi bir İnönü gecesi yine..

Yeni Açık, Eski Açık dolu..

Kapalı’nın durumundan bahsetmiyorum!

Rakip zorlu.. Rakip iyi ekip!

Ama “savaşılmadan kazanılmış bir zafer yoktur”..

Beşiktaş da hayatın buz gibi gerçeği olan işin “Gereğini” yapmalıdır!

Beşiktaşlı sevdi mi tam sever ya.. Eskişehir’de olan eski göz ağrılarını unutmuyorlar..

“Tello, Tello” diye inliyor ortalık!

Tello da sahayı bir baştan bir başa koşup Yeni Açık’ı selamladı. Ne güzel..

Maç hızlı, ilk tehlikeli ataklar Beşiktaş’tan..

Olcay’ın topu altıpasın önünden dışarı atınca ben de kafama tokat atıyorum.

“Şak” diye ses çıkıyor kafamdan. Ben “Ah” diyorum..

Hem topun dışarı gitmesi hem de tatlı canımın yanmasıdır bu “Ah”ın nedeni!

Neyse, Holosko’nun golü, biraz önceki “Ah”ımın yerine “Gooll” diye bağırtıyor beni..

Özetle, “Ruh ikizim” oynuyor, taraftar da seyrediyor işte..

Hemen arkasından patlıyor o şarkı:

“Sevemez kimse seni, benim sevdiğim kadar..”

Beşiktaş’ın Eskişehir’i 4’e 2 yakaladığı pozisyonda Hilbert’in bencilliği vardı.

4’e iki yakalamışsın be adam..

Şayet, öğretmenler öğrencilerine “Bencillik nedir?”i öğretmek istiyorlarsa, bu pozisyonu derslerinde görüntülü olarak işlemelidirler..!!

Oğuzhan “Abi ne yaptın” der gibi işaret yaptı.

Hilbert oralı bile olmadı.

Bakmadı Oğuzhan’ın ve diğer Beşiktaşlıların tarafına..

Bu suçluluk duygusudur..

Başarısızlık duygusunun ta kendisinin dışa vurumudur..!!

Ancak, olaya bir de ters açıdan bakalım. Bencillik dedik ya..

Hilbert goldü atmış olsaydı, yani pozisyon başarı ile bitmiş olsaydı, ona bencil demeyecektik.

Peki, ne diyecektik?

“Kahraman” diyecektik.. “Başardı” diyecektik..

Hayatın acımasız felsefesi böyle bir şeydir işte..

Başarırsan “Öyle, başaramazsan “Böyle” yazar..

Hiçbir şey demezlerse “Öyleydi böyle oldu” diye başlık atarlar..

Çünkü, “Başarı” ve “Bencillik” arasında sıkışan futbolcu için durum böyledir!

Ya bencilsin ya da başarılısın..

Ama taraftar ve takım için her iki seçenek, tek noktaya çıkar..

Başarılı olsaydı golü atsaydı veya bencillik yapmayıp pas verseydi ve gol olsaydı..

2-0 olacak ve her iki şekilde de mutlu olan taraftar olacaktı!

İnce bir felsefedir bu..

Bencillik ve başarı arasında sıkışan “tek birey” olayı değildir.

Bu, yeryüzündeki tüm insanlar, gruplar, toplumlar ve devletler için de geçerlidir!

İşte bu yüzden de FUTBOL, HAYATIN TA KENDİSİDİR..!!

Bi’dakka, durun yahu, “Derler” dedim ya, daha önce anlatmıştım ama, size ben bu sene de, denk gelen bir günde tabii, “Derler” fıkrasını yeniden anlatayım anam babam..

Hele var ya, Olcay’ın ilk yarının son dakikasında kaçırdığı gol pozisyonu için, 4 ciltlik felsefe kitabı yazarım ben.. Hem de ara başlıksız, paragraf  başı yapmadan yazarım..

3-0 olacaktı olmadı..

Neyse, devam edelim felsefeye..

Olcay’ın pozisyonunda “Bencillik” ve “Başarı” açmazı yoktur!

Başarı veya başarısızlık AÇMAZI vardır..

Ya başarırsın ya da başaramazsın..

Attın “Kahraman” oldun, atamadın “Teyyare” oldun..

Hayatın ana kuralı, şaşmaz bir terazisidir bu..!!

“Yaparsın veya yapamazsın”.. Hepsi bu..

“Olmak veya olmamak” gibi yani..

Shakespeare mezarında amuda kalkmamışsa tamamlayayım cümlesini:

“Olmak veya olmamak, işte bütün mesele bu..”

İlahi William!! Spor felsefesini de konu oldun ya..

Ama, resimlerine bakın bu adamın, hep Siyah-Beyaz..

Ortak bir noktamız var yani..

Başarırsın veya başaramazsın..

Hayatın ana kuruladır bu..

Az başarırsın, çok başarırsın, bu bir “derecedir”..

Önemli olan ana kuraldır..

Yani “Başarmak veya başarmamak” arasındaki o ince çizgi!

Ayrıca benim için, ele geçen fırsatlar başarı ile sonuçlanmış olsaydı, ben, ikinci yarı böyle gerim gerim maç seyretmeyecektim..

“Maçtan sonra ne yapacağım?” hayali kuracaktım..

Mesela aklıma Shakespeare arkadaş gelmeyecekti.. Sözünü de anımsamayacaktım..

“Başarı, başarısızlık”, “Olmak veya olmamak” sözleriyle felsefe yapmayacak, derin mevzulara girmeyecektik..

Bırakacaktık William rahat rahat yatsın!

Niye uyandıralım ki adamı uyuduğu yerden..

Peki, eğer işler iyi gitseydi, ne yapacaktık?

Bak, Almeida gol attı.. İşte böyle “Gol” diye bağıracaktık.. Harbiden 2-0 oldu!

Hayat şimdi düzleşti Beşiktaş için..

Felsefenin girintili çıkıntılı yollarından “Düze” çıktı..

Ne felsefe kaldı, ne sosyoloji.. Ne de futbol mühendisliği..

En azından bu dakikalar böyle..

Siyah- Beyaz Kelebekler Vadisi İnönü, zafer şarkılarıyla inliyor artık..

“Maçtan sonra ne yapsam acaba..!?” diye düşünürken Eskişehir penaltı kazandı 2-1 oldu..

Şimdi, yeniden felsefeye geri dönüyoruz, e mecburen yani..

Penaltıdan sonra Eskişehirli oyuncunun eline geçirdiği pozisyon da onlar için “Başarı ve bencillik” ikilemiydi. Pas olarak verseydi, hayatın akışı bir başka şekillenecekti..

Şekillenmedi.. Hayır, doğru cümle şu olmalı: Şekillendiremedi..

Ve, Beşiktaş’ın kaçırdığı fırsatlar tek eridi gitti..

Dünyaları kaçıran Beşiktaşlar, hayatın akışına damga vurabilirlerdi, ama vuramadılar! Eskişehir 2. golü buldu..

Golü atan Eskişehirliler seyircilerine koştular ve bir türlü sahaya gelmediler..

2-0’dan 2-2 oldu..

Hakem, sahaya dönmeyen futbolculara kart gösterecekken, Beşiktaşlılara gösterdi..!!

İnanılır gibi değil.. Bu kötü hakemleri plajdan mı bulup getiriyorlar Allah aşkına!


“Düze çıktık” derken beraberlik geldi..

2-0 iken oturan Eskişehirli taraftarlar ayakta bu kez..

Sevinme sırası onlarda..

Böyledir hayat!

Müthiş bir “Terazi”dir bu!

Yakalanan fırsatlar açısından “Başarı veya başarısızlığın” ilginç bir pratiği vardı bu gece..


Sonu ne olursa olsun, herkesin “Ruh İkizi” olmalı..

Ondan asla vaz geçmeyin ama..

Semtler, hep yürüsün mabede doğru..!!


Varsın OC kaçsın bu gece de..

En Kalbi Muhabbetlerimle..

Ben CAN; Orhan Can..


NOT: Bu kalp mesajını bana gönderen ve ilham almama neden olan sevgili Üniversite arkadaşım Nilgün Akçal’a çok teşekkür ederim.. Öpüldünüz..!!