Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Kal dedim, kal...

27 Mayıs 2013, Pazartesi - 01:19
Atıp da unutamadığım, kıyıp da atamadığım birçok eşya var evimde. Her mevsim köklü bir eleme yaparım. Dolap, çekmece, mutfak, kiler, bu işten nasibini alır ve sonra da sıra elden çıkardıklarımı dağıtmaya gelir. Bu işi de hemen yapmalıyım. Çanta, poşet, her ne ise anında evi terk etmeli çünkü dağınıklığa hiç gelmem. Evimde her şey yerinde durmalı veya yerini bulmalı. Helalleştiğim eşyalar zorluk çıkarmadan beni terk etsinler, bir başkasına yarasınlar isterim.

Ev eşyası ve kıyafetlerin dünyasını değiştirmek kolay ve keyifli bile oluyor fakat hatırası olan en ufak bir şeyden ayrılmak ne kadar zor. Gerçi onların sayısı da elene elene epeyce azaldı. Azaldıkça da değerleri arttı.

Bugün elime etrafı işlemeli bir tabak geçti, üç tane de ayağı var. Belli ki bir türlü atamamışım. Artık saklamanın da bir anlamı yok çünkü kullanmıyorum. Eski parlaklığı da kalmamış, atarım gider, daha kaç yıl saklayacağım ki, kızım da bunu kullanacak değil ya, ben atmazsam o atacak ama tabak hala elimde. Atarsam, bir başkası kullanır mı bu tabağı? Ya çöpe atarlarsa? İçimden bir ses nankörlük etme diyor. Tabii ya, bu tabağı çocukluğumda da hatırlarım. Gençliğimde de kütüphanemin bir köşesinde dururdu. İçine şeker koyduğum günler vardı, bir zamanlar da tokalarımı koyardım içine. Evlendiğimde tabağımı yanıma almışım. Sevmeseydim birçok şey gibi onu da bırakır giderdim. Aslında o evden bir hatıradır bu tabak.

Mutluluk mu duyuyorum? Bana keyif mi veriyor? Hayır içim daraldı…hüzün…sıkıldım. Hava mı sıcak, tabak mı beni boğuyor? Kalsın canım, bir tek bu tabak mı fazla geldi bu eve, şurada dursun, kime zararı var bu tabağın. Eh! Faydası da yok ya.

Hey…Tabak…bana baksana sen. Senin devrin geçmiş artık, bütün gücün bana, öyle değil mi?
Kal dedim, kal.
Kal işte, kal.
Bütün güçsüzler gibi kaderine razı ol.