Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Kadıköy ve Kadıköy...

09 Temmuz 2012, Pazartesi - 18:32
Babamdan dolayı, çocukluğumda sık sık giderdim oraya. Şimdiki  Beyaz Fırın’ın karşısındaki köşede bir balıkçı dükkanı vardı.  Berat , Varol  ve kapının önündeki tezgahta lakerda ile topik satan Sarkis amcamız..
Mercan'daki Saadettin ağabey, azıcık yaşlanmış olsa bile halen görevinin başında duruyor. Gençlere taş çıkartırcasına koşturuyor en deli fişek halleri ile.

Erol ağabeyimiz rahmetli olalı çok oldu. Oğlu Erkan’ı ne zaman görsem kızıyor kendisine .

”Çarşının yarısı babamındı. Herşeyi satıp yedi. Bize bir ev bile bırakmadı” diye hayıflanıyor.. Kendisi şimdilerde Balıkçı Nimet’in  tezgahında takılıyor mecburen.

Deve Yüksel bilmiyorum yaşıyor mu?. Çok ismi geçerdi eskiden.

**

Gençlik zamanlarımda Moda ‘da Bem Dersanesi adında bir kursa giderdim. Özellikle pazar sabahları o kursa giderken geçtiğim Kadıköy sokaklarının ıssızlığına hayran olurdum. Normal şartlar altında iğne atsan yere düşmeyecek olan çarşı içinde, in cin top oynardı o saatlerde. İşte sabahın o erken zamanlarında ve hep aynı saatte, Brezilya Kuruyemişçisi’nin önünde, her sabah en az otuz kedi toplanır, sanki günün planlaması yapar gibi bekleşip dururlardı kısmetlerini..

Milliyet yayınlarının mavi ciltli çocuk kitapları vardı.

Onlardan birisinde okuduğum “Kediler Kralı” isimli hikaye aklıma gelirdi hep onları görünce.

“Sizin kralınız kim?”  diye sorasım gelirdi her önlerinden geçişimde.


Meyhaneler de vardı, fakat şimdiki gibi değildi. Sayıları pek azdı.Ama işin hakkını verirlerdi sonuna kadar. Sonraları her taraf doldu. Esasında çok da kötü olma(z)dı; eğer iskele esnafını çarşıdan uzak tutsalardı.



Beş-altı yıl kadar önce Mercan'a gittiğimizde, o meşhur  kaz Rodi’yi  görmüştüm.
Kızım Yağmur’un da en iyi arkadaşıydı. Aslında Kadıköy’ü seven herkesin arkadaşıydı. Kadıköy’ü seven Rodi’yi sever,  Rodi’yi seven Kadıköy’ü severdi.

Bütün çarşı esnafı iyi tanırdı onu.  Meyhanede oturanların karşısına geçerek, gözlerini diker ve  öylece bakardı. Kendisini sevmeyeni  anlar ve çağrılmadan yanına yaklaşmazdı kimsenin.

Kabadayı halleri de çoktu..Keyfi yoksa kimsenin yüzüne bile bakmaz, kendi halinde dolaşırdı ortalarda.. O halleri ile,  “elleri arkadan bağlı, göbeğini şişirerek, tespih çeke çeke dolaşan” bir köy muhtarına benzerdi.. Kadıköy’ün  muhtarıydı zaten.

Hatta kazı çarşıya getiren balıkçı Nimet;  işi daha da ileri götürerek, “Belediye Başkanlığı’na aday yapsam seçilir” demişti bir keresinde Rodi için.

O derece meşhurdu yani bizim Rodi.

Rodi’nin ölmesine mi,  o öldüğü için,  -o zamanlar yedi yaşında olan-  kızımın gözünden akan yaşlara  mı üzüleyim?  bilememiştim doğrusu..

Rodi’nin bir heykelini yapmışlardı bir zamanlar. Ama heykelin ömrü uzun sürmemişti..Bir  gece sabaha karşı uçup gitti , bizim sevimli kaz Rodi’nin heykeli.



Ama dev bir kertenkeleye benzer timsah heykeli duruyor hala çarşının ortasında..

Bilmem ki kaç kişi merak etmiştir ve kaç kişi bilmektedir o timsahın esasında çok eski yıllarda Kadıköy’ün simgelerinden olduğunu..

Bir zamanlar Kurbağalıdere enine doğru çok geniş haliçmiş. İşte bu derenin kenarlarına, orada yaşayan Mısır’lılar timsah yumurtalarını getirip bırakırlarmış.. O günden sonra bizim Kurbağalıdere  büyüyen timsahları ile nam salmış ve o nam almış yürümüş bütün Kadıköy’de. 

Fakat sanırım kaz heykeli kadar para etmiyor.  Öyle olsa çoktan yürümüştü  timsah heykeli de bugüne kadar..

Altıyol’un ortasındaki Boğa heykeli ise en bilineni. Zamanın tek parça olarak üretilen ve üzerindeki muhteşem kabartmaları ile en değerli sanat eserlerinden biriymiş aslına bakılırsa.

Fakat ülkemize geldiğinden beri, fotoğraf çektirmek için, üzerine binilmekten ne kabartması kalmış ne sanat eserliği..

Sanat eseri olarak değil de, yön bulmaya yaramakta yıllardır. “Boğa’nın az  ilerisi…Boğa’ya gelmeden ..Boğa’yı geçince.”.

Boğa heykeli kocaman olduğu için alıp gitmek mümkün değil..O nedenle belki de en uzun ömürlü heykellerden birisi olmuş..



Kadıköy dediğimizde “artist” denilen sosisliyi ve onun mucidini anlatmamak olmaz.  

Bahariye Caddesi'ndeki, -bir zamanlar benim de kıyısından köşesinden ilgilendiğim ve  tiyatro ile ilgili eğitim aldığım- eski Tevfik Gelenbe Tiyatrosu'nun bulunduğu minik pasajın çıkışında artist yediğimiz bir büfemiz vardı.

Kapı önünde kola kasaları üzerinde oturur, şişe ayran ya da şişe kola ile bana göre halen İstanbul'da taklitleri çok olmasına karşın, asla başka yerde o tadı vermeyen  artistlerimizi yerdik.

Tost makinesinde hafifçe kızartılmış sandviç ekmeğinin içerisindeki o rus salatalı -ama hatırladığım kadarı ile içinde patates püresi gibi birşey de koyarlardı- turşulu sosisli sandviç.

Haliyle günümüzde ne Tevfik Gelenbe usta kaldı, ne tiyatrosu.

Bizim artistçi amca ise şimdilerde oldukça yaşlanmış ve köyünün keyfini çıkarmakta olmasına rağmen,  bıraktığı miras Petek Büfe dimdik ayakta duruyor. 

Dükkanın yeri çoktan değişse de, kola kasaları yerlerini plastik masa ve sandalyelere bıraksa da; çoğu müşterisinin(müdavim)  “ selam iki artist!” diyerek içeri girmesi ve buzdolabından şişe ayranını  alarak beklemesi ile takdir edilesi bir  yanı vardır burasının.

Üstelik orası ile bütünleşmiş olan, adını bir türlü hatırlayamadığım o amcanın, eşek üzerinde çekilmiş  koca fotoğrafı da halen başköşede durmakta geçmişin güzelliklerine selam gönderiyormuş gibi..

Bir insan düşünün küçük bir köyden İstanbul’a geliyor.. Küçük bir büfe açarak sosisli sandviç yapıyor ve içine rus salatası, patates püresi ve biraz turşu koyarak sandviç satmaya başlıyor..Sonraları o sandviç , Kadıköy’den başlayarak bütün İstanbul’da  -bir kaç zamandır buna goralı diyen  çok olsa da-   artist diye nam salıyor.Öyle sanıyorum ki pek kolay değil.



Kadıköy;  hüzünlerimi, sevinçlerimi, çocukluğumu ve hatta gençliğimi çok çok iyi bilen, özel bir yerdir. Kadıköy’ü ve çarşısını dolaşmayı değil, orayı dolaşırken yaşadıklarımı hatırlamayı seviyorum galiba.



Elbette Kadıköy’ü bir sayfaya sığdırmak mümkün değil..Bir solukta aklıma gelenleri sıralamak ve paylaşmaktı sadece benim derdim.

Bu kez de böyle bir paylaşım olsun nacizane.