Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Elma ağacı
Barış KaşkaBarış Kaşka

İyiler çoğalsın

17 Nisan 2011, Pazar - 16:48
Bazen sadece bir cümle koca bir kitabı özetler kimi zaman koca bir uygarlığı. Cümlelerin böyle bir gücü vardır. Ne diyor bu çağın yüz akı düşünür ve yazarlarından Milan Kundera ? ‘’Gerçek insan iyiliği, ancak karşısındaki güçsüz bir yaratıksa bütün saflığı ile ortaya çıkabilir. İnsan soyunun gerçek ahlaki sınavı, onun merhametine bırakılmışlara olan davranışında gizlidir….’’ ve Kundera şu yargısını da eklemeyi ihmal etmiyor. ‘’İnsan soyu temel bir yenilgi yaşamıştır o kadar temel bir yenilgi ki bütün yenilgiler kaynağını bundan almaktadır.‘’

Ezbere bildiğim bu cümleler geçen hafta bir duruşma salonunda yine aklıma gelmişti. Zor tutmuştum kendimi bu cümleleri tüm salona haykırmaktan. Yargılanan bir kişi değildi elbet merhameti olmayan, kibiri ile tüm Dünya’yı ateşe veren bir canlı türünün, kendinden daha zayıf, daha güçsüz olarak gördüğü başka bir canlı türünü katletmesinin yargılanmasıydı.

Ağzında dişi bile olmayan, bir kurdun ağzından son nefisini vermekteyken yine bir insanoğlu tarafından kurtarılan, tedavisi yapılan ama aldığı darbeler nedeniyle düz bile duramayan bu nedenle ismi de ‘’ Yamuk’’ olan ama yine başka bir insanoğlu tarafından tekmelerle , başı ezilerek öldürülen bir kedinin davasıydı bu. Tüm Türkiye genç bir üniversite öğrencisi tarafından Yamuk’un tekmelerle, başı ezilerek öldürülüşünü televizyonlarından tekrar tekrar izlemişti. Görüntüler büyük bir infiala sebep olmuş ve ardından şüpheli adalete teslim edilmişti.

Türkiye’de ilk kez bir canlıyı öldüren için tutukluluk talep edilmiş ve ardından yargılama başlamıştı. Dişi bile olmayan, bir kutunun içinde ayakta bile durmakta zorlanan küçücük kedi, Türkiye’de canlılara karşı gösterdiğimiz ikiyüzlülüğün ve merhametsizliğin yargılanmasında adeta bir simge olmuştu. Yamuk’un bir duruşması oldu çünkü ona bakan onu besleyen bir sahibi ve sahibinin yardım talebine koşan hayvan hakları savunucuları vardı ve sahibinin şikayeti ile Türk Ceza Kanunu’nda ki ‘’ mala zarar verme ‘’ hükmü işlemeye başladı ve şüpheli ; sanık haline geldi. Peki ya diğerleri , bizimle uyuyan, bizimle uyunan, her gün aynı yahut benzer mekanları paylaştığımız diğer sahipsiz canlılar ? Onları kim ve hangi kanun maddesi koruyacak ? Peki onları kendi sahiplerinden kim koruyacak ? Tüm bu soruların cevabı sadece koca bir sessizlik.

Sanırım canlılara karşı sahip olduğumuz paradigmamızın köklü bir değişikliğe ihtiyacı var. İnsanlara has endişe; korku; panik gibi duygu ve hislerin sadece kendi zihinlerimizle sınırlı olduğunu düşünmek çok ilkel bir düşünme biçimi. Çevre dediğimiz şey bir bütün; canlılar, çevrenin asli unsuru ve bütünleyicisi ve bu çerçevede nasıl insan, sırf insan olmasından kaynaklanan nedenle haklara sahipse, aynı şekilde canlılar da yaşama hakkına sırf canlı olmaları nedeniyle sahipler.

Canlıların sadece insana özgülendiğini, insanlara tahsis edildiğini düşünmek ve canlıların sadece insanlar için yaratıldığını iddia etmenin çok büyük bir yanılsama olduğunu düşünüyorum ve insanların canlıların haklarına sadece canlı oldukları için saygı duymalarını beklemeksizin acil olarak canlıları öldürmenin ve eziyet etmenin ceza kanunları çerçevesinde etkili bir şekilde korunmasını istiyorum. Çünkü biliyorum ki yeryüzünde merhametlilerin ve gerçek iyilerin ne yazık ki sayısı fazla değil.