Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Işığından korkan, uçamaz...

15 Ekim 2011, Cumartesi - 15:44
Hepimiz birçok şeyden korkarız. Başımıza kötü bir şey gelmesinden, parasız kalmaktan, yalnız kalmaktan, başarısızlıktan, bilinmeyenden, ölmekten ve başka bir sürü şeyden. Bütün bu farklı korkulara sahip iken aslında en derin korkularımızdan birisi de çok başka bir şeydir. Bizi en çok korkutan kendi ışığımızdır.
Şu sözü herkesten duyduğunuza eminim: “Aman nazar değmesin!” Bu o kadar bilinçaltımıza yerleşmiş bir sözdür ki, güzel bir deneyim yaşadığımızda, harika bir şey başardığımızda ya da çok muhteşem bir şey gördüğümüzde hemen bu sözler çıkar ağzımdan. İşte kendi ışığımızdan korkmamızın sebeplerinden birisi de budur. Çünkü sonsuz gücü, başarıyı, parlayan ışığı kaybetmekten korkarız. Böylece nazar değmesin diye hayatı kendi gücümüzün çok altında yaşamayı seçeriz. Hatta işler kötü gittiğinde isyan etsek bile kendimizi daha güvende hissederiz çünkü bu şekilde fazla göze batmayız.
Kişilerle yaptığım birebir çalışmalarda en çok karşılaştığım durumlardan birisi de budur. Hedeflerle ilgili serbest bırakma çalışması yaparken çoğu kişi başarılı olmaya, zengin olmaya, mutlu olmaya karşı korku duyarlar. Çünkü o sınırsız gücün bilinmezliği ve aynı zamanda onu kaybetme korkusu insanların hedefleri konusunda çekimser olmasına yol açar. Ancak gerçek varlıklarının sonsuzluğunu bir fikir olarak değil bir deneyim olarak yaşadıklarında artık güven ve sevgi duyarlar. Havanın bulutlu olması Güneş’in parlamasını değiştirmediği gibi hepimizin sahip olduğu sonsuz ışık yaşadığımız deneyimlerle sınırlı değildir. Bir başarıyı kazanmak ve kaybetmek, zengin ya da fakir olmak, mutlu ya da üzüntülü olmak değişen deneyimlerdir. Gerçek varlığınız bütün bu değişen deneyimlerin farkında olan ve bu deneyimlerle sınırlı olmayan sonsuz güçtür. O olduğu haliyle tam ve mükemmeldir. Onu saklamaya çalışmak ya da gizlemek bir hazinenin keşfedilmeyi beklemesinden başka bir şey değildir.
  Yazımı Marianne Williamson’ın bu konuya çok güzel ışık tutan sözleriyle tamamlamak istiyorum:
“En derin korkumuz yetersizliğimiz değildir. En derin korkumuz ölçülemez gücümüzdür. Bizi en çok korkutan karanlığımız değil, ışığımızdır. Kendimize sık sık sorarız; Ben kim oluyorum ki, dahi, harika, yetenekli, olağanüstü olacağım?
Aslında, kim olmayacaksınız?
Siz Tanrının bir çocuğusunuz. Küçük oynamanızın dünyaya bir yararı olmaz. İnsanlar yanınızda kendilerini güvensiz hissetmesinler diye ürkek davranmanın, bilgece hiç bir yanı yok. Hepimiz parlamayı amaçlıyoruz, tıpkı çocuklar gibi. Tanrının içimizdeki ihtişamını hayata geçirmek için doğduk. Bu ihtişam sadece bazılarımızda olan bir şey değil; hepimizde mevcut. Kendi ışığımızın parlamasına izin verdikçe, farkında olmadan başkalarının da aynı şeyi yapmasına neden oluruz. Kendi korkumuzdan kurtulduğumuz zaman, varlığımız kendiliğinden insanları da özgürleştirir.”