Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Marangoz
Vural EnginVural Engin

İlker Bey

13 Temmuz 2011, Çarşamba - 16:19
Hasırcıbaşında tanıdım ilker beyi
Kadıköy'de Beyaz Köşk Pastanesinde
Emekli banka müdürüymüş şizofren karısına kızıp
Afrikay'a gitmeden önce
Yürümekte ve konuşmakta güçlük çekerdi
Parkinson hastası gibi..
Ağaçtan düşmüş ormanda iki gün baygın yatmış
Yargıtayda onursal başkan olan babası
Oğlunun izini sürerken Nijeryadaki konsolos dostları vasıtasıyla
Tesadüfen bulmuşlar onu ormanda baygın...
Yoksa döneceği falan da yokmuş tekrar geriye...

Entersan adamdı İlker abi
Çok az konuşurdu fakat derin bir göl gibiydi
Gerçi yarısı anlaşılmazdı konuştuklarının ama
Anladığınız kadarıyla herşeye yeterdi...
Önce hesabı öder sonra siparişleri isterdi
Kimseye hesap ödetmezdi..
Hep temiz ve ütülü giyinir,traşını hiç aksatmazdı
Haftada bir saunaya gider,masaj yaptırırdı..
Beyin damarları tıkalı olduğu için iyi geldiğini söylerdi
Üç paket sigarayla bir ufak rakıya banamısın demezdi....ama
Bir oğlu vardı,adını Kartal koymuş ilker abi
Pek kartallıkla alakası yoktu;femineldi
Babasını suçlar dururdu,şizofren annesini terkettiği için..
İlker Abi erir erir dururdu,hiçbirşey söylemezdi..
Kartal gittikten sonra bana Kartal'ı methederdi..
Dalardı...

Ben hep Afrika'yı merak ederdim
Oda bir tek bana anlatırdı mahallede
Erzurumlu'ydu hemşehriydik..
Emekli olduktan sonra bankadan,
Bir gün evden ekmek almak için çıkmış
Çıkış o çıkış bi daha eve dönmemiş
Tanıştığı Nijer bir generalle Afrika yoluna konulmuş
Ve Afrika'ya iner inmez darbe olmuş genarel tutuklanmış..
İlker abi cebinde az bir parayla kalakalmış
Tek başına...
Ama dönmemiş
Çünkü ölmeye gitmiş....

Ormanın derinliklerinde terkedilmiş bir fransız evi bulmuş
Çökmüş eve..
Geceleri siyahları gözetlemiş siperde
Gündüzleri uyumuş..
Ormandan beslenmiş,genelde muzla..
Yoğurt mayalamak için üç yıl uğraşmış
Bi keresinde sütü açık unutmuş yoğurt olmuş
Tesadüfen..
O mayayı on yıl kullanmış..
"Beyaz adam ilk yıl ölmezse,bir daha ölmezmiş" derdi
Başından geçen ilginç olayları anlatırdı
Ormanın derinliklerinde katıldığı "Kara Büyü" ayinlerinde
Yeni doğmuş bir bebeği gözlerinin önünde kestiklerinde
Nefes alamaz hale geldiğini ve korkusunu gizlemek için
Nasıl taş gibi oturduğunu..
Sonra
Bizim helikopter sineğine benzer bir sineğe zehir enjekte edip
Sineğin aklınada büyüyle hükmedip;
Komşu kabiledeki düşmanı öldürmek için
Kullandıkları bir tür sinekten bahsederdi..
Marketlerden bir gün sonra teslim almak için
Taze insan gözü sipariş verilebildiğini anlatırdı...
Ben büyük bir saygıyla dinlerdim onu
ŞEMSTİ...

Babası emekli Yargıtay onursal başkanıydı
Onyıldır aradığı oğlunu nijerya sefaretinin dostu olması vesilesiyle
Tesadüfen ormanda baygın bulmuşlardı..
Nijerdeki bir hastahanedeki kısa bir müdahaleden sonra
Gözlerini Kadıköyde açmıştı...
Pişmandı!..
Elinden gelse tekrar gidecekti.

Arasıra evine misafir olurdum,kimseyi kabul etmezdi
Kafama takılan birşey olduğunu anlardı,içeri alırdı
Bir gün sordum İlker abiye;
Budizm'in bir kolu olan Zen okullarında bir öğreti varmış,
İnsan çıkardığı bir sesle düşmanı bloke edebilirmiş ...diye
Biraz düşündü ve evet dedi..
Bir gün ormanda dört siyahın İlker Abiyi yakalayıp
Palaları havadayken;içinden çıkan bir sesle haykırdığını
Ve adamların bırakıp gittiğini anlattı..
Sonra fotoğraf albümünü çıkardı
Afrika'daki evini ve bahçesinde siyah kadınların,
Ona bambu yapraklarıyla nasıl yelpaze yaptıklarını..
Gösterdi!
Dönmek istiyordu geriye
Dönemiyordu..

Sonra göremez olduk İlker Abiyi
Hastalığı ilerlemişti..
Bu arada birde kanser ameliyatı geçirmişti mesaneden
Hasataneye gittiğimde hemşire;
"Kendi sontasını kendisi çıkarıp gitti"
Demişti..
Eve de gidince kabul etmemişti
Tanıdığım en gururlu adamdı
Muhtaç vehasta gözükmek istememişti...

Uzun süre haber alamadım ilker beyden
Bir yılbaşı gecesi dayanamayıp;
En sevdiği elmalı pastadan kocaman bitane alıp
Bir demet çiçekle dayandım kapısına..
Kapıyı rus bir yardımcı açtı,mavi gözlü esmer 40 yaşlarında
İsmimi söyledim çiçekleri ve pastayı verdim
Tam o anda Vuraaaall dedi ilker abi...
İçeri girdim elini sıktım
Gözleri sanki bir çocuk gibi mutluydu
Uzamış bembeyaz sakallarıyla bir çizgi roman gibiydi
Kurumuş bir dal gibi ince bedenini oynatamıyor
Canlandıkça bir örtü gibi koltuktan süzülen vücudunu
Yardımcısı düzeltiyordu..
Afrika'ya özgü bir diile söze gerek kalmadan
Bana gitmemi söylüyordu anladım..

Kapıyı çıkarken gözgöze geldik
Yardımcı bana bir kitap uzattı
Hayyam'dan rubailer
İlk sayfasında şunu yazmıştı ilker bey..
"Yeşil çimen üzerinde üç gün sefa sürki...
Bir gün üzerinde otlar bitecek..."
Altındada
lütfen bir daha gelme..
Notu..
Gülümsemek istedim son bir defa
Dudaklarıma acıdan kramp girmişti
HOŞÇAKAL ŞEMS...
Diyebildim..