Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Huzur direnç göstermemek...

29 Aralık 2011, Perşembe - 22:29
2012 yılına girmek üzere olduğumuz şu günlerde gazetelere, televizyonda haberlere ve de insanların hayatlarına baktığımda toplumda pek de keyifli deneyimlerin yaşanmadığını gayet açık bir şekilde görebiliyorum. Hatta 2012 kıyamet senaryoları etrafta konuşula dursun bazı insanlar hayatlarında çoktan kıyameti yaşayıp atlatmış, bazıları ise yaşamlarındaki kıyametin içinde mücadele ederek çözümler üretme telaşında.
Aslında bu kadar olayın bir arada yaşandığı şu günlerde herkeste bir tetikte olma durumunun hakim olması da son derece normal.  İşte bu tetikte olma durumu aynı zamanda herkeste olanları değiştirme ve duruma direnç gösterme dürtüsü yaratıyor. Direnç duygusu şu günlerde bütün insanların en çok deneyimlediği duygulardan birisi çünkü hayatımızda işler kötü gittiğinde direk olarak direnç durumuna gireriz. Ve direnç gösterdiğimiz her şey katlanarak güçlenir. Etrafa baktığınızda şu aralar birçok olumsuz kişisel veya toplumsal olay yaşanmaktır. Hastalık, savaş, cinayet, terör, dolandırıcılık bunlardan bazıları olarak sayılabilir. Ve toplum olarak bu olaylarla mücadele etmek zorunda olduğumuz için de bu durumlara karşı savaş açarız. Kanserle savaş, terörle mücadele, savaş karşıtı yürüyüş, gibi tanımlamalar olayı çok rahat özetlemektedir.  Hemen internette bir araştırma yaptığınızda hemen ne dediğimi anlayacaksınız. İstenmeyen herhangi bir durumun önünde hep savaş, mücadele gibi kelimeler vardır. Ancak görmezden gelinen şey olumsuz bir duruma ne kadar savaş açılırsa o durumun o kadar güçlenmesidir.
Hale Dwoskin bu konuda şöyle der: 
“Eğer savaş karşıtıysanız barış için çalışın. Eğer açlığa karşıysanız insanların daha çok yiyecek bulması için çalışın. Eğer kötü politikacılara karşıysanız rakibi için çalışın. Sıklıkla seçimleri insanların gerçekten karşı olduğu adaylar kazanır çünkü tüm enerji onun üzerinde toplanmıştır.”
İstemediğimiz herhangi bir olaya ne kadar odaklanırsak ondan daha çok yaratırız. Böylece toplumda istenen deneyimler yerine fazlasıyla istenmeyen olaylarla karşılaşırız. Açıkçası 2012 yılına girerken en büyük dileğim daha çok barışın, huzurun ve mutluluğun hakim olduğu bir toplumun oluşması. Geçmişte her şey kötü gitmiş olabilir, yanlış kararlar verilmiş olabilir, yapılan hatalardan ders alınmamış olabilir ama şu anı yeni bir başlangıç olarak kabul edersek çok daha sağlıklı bir toplumun temellerini birlikte atabiliriz. Burada bana göre herkesin kendi sorumluluğunu üstlenmesi ve kendi kapısının önünü süpürmesi daha temiz bir dünyayı oluşturmak için en güçlü hareket olacaktır.
Eğer hayatınızda istenmeyen herhangi bir durum varsa ilk olarak o duruma nasıl direndiğinizi o durumu nasıl istemediğiniz fark edin. Ve bu aslında olayın sizde yarattığı bir duygu yani enerjidir. Sadece o duyguyu fark ederek hissedin ve olmasına izin verin. Bu durumu kabul edin demek değildir sadece duygusuna kabul verin, nasıl olumsuz hissettirdiğini fark edip o duyguya kendinizi açın. Böylece enerjinin akmasına ve farkındalığınızdan gitmesine izin verirsiniz, gökyüzündeki bulutlar gibi.  Bundan sonra kendinizi daha açık ve net hissetmeye başlayarak durumla ilgili yapılması gerekenleri çok daha rahat bir enerjiyle yapabilirsiniz. Bu duruma direnip daha çok güçlendirmek yerine olayın değişebileceği olasılığına da kendiniz açmış olursunuz.
Sedona Yöntemi’nin yaratıcısı Lester Levenson direnç duygusuyla ilgili şu sözü söylemiştir:
“Huzur direnç göstermemektir. Tam olarak kabul etmek, her şeyle, herkesle özdeşleşmektir.”
  2012 yılının herkes için harika değişimlerin yaşanacağı mucizevi bir yıl olmasını dilerken, yazımla bağlantılı kısa bir videoyu, http://www.facebook.com/sedonayontemi grubundan izlemenizi tavsiye ederim. Ayrıca linkini verdiğim sedona yöntemi facebook grubuna üye olarak görüş ve yorumlarınızı da yazabilirsiniz.