Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Hissiyatım, Oscar alacağım...

27 Ocak 2014, Pazartesi - 00:53
Geçtiğimiz yıl pek çok kitap okudum, listem kabarık, sıradan devam ediyorum. Ne güzel şeydir okumak. Her sayfada, her satırda yeni şeyler öğrenmek, mayalanmak. Ufkunuz geliştikçe farklılaşmak, başkalaşmak.
Sadece kitaplar değil bizi eğitenler, birde tanıştığımız insanlar var. Hayatımıza giren herkesin bir misyonu olduğuna inanıyorum. Hepsinden öyle yada böyle öğreniyoruz. Bazılarını hayatımızın tam merkezine oturtuyoruz.
Sahi hayatımızın merkezinde kim var? Çocuğumuz? Eşimiz? Sevgilimiz? Arkadaşlarımız? Belki işimiz yada futbol mu? Öğrendim ki yanıt bunlar yada türeviyse yanlış yoldayız…
Neden mi ? Merkeze sevgilinizi koydunuz diyelim, çekip gittiğinde dibe vuracaksınız. Evladınız diyelim, kanatlanıp uçtuğunda boşluğa düşeceksiniz. Futbolsa, tuttuğunuz takım yenildikçe üzüleceksiniz. İşiniz miydi? Zarar edince keçileri kaçıracaksınız.
Çünkü mutluluğunuzun anahtarı, hayatınızın merkezindeki başrol oyuncularının elindedir. Anahtar kimdeyse, güç ondadır. İşkembeden sallamıyoruz burda, var kendimize göre hayat tecrübemiz. Küçücük şeylerle mutlu olabilmeyi başarabildiğim halde çok büyük mutsuzluklar yaşadım. Bu kıvırcık saçları durduk yere ağartmadım. Bildiğim tek yaşam biçimi, hayatımın merkezindekileri mutlu etmeye çalışmaktan ibaretti. Yeter ki etrafımdakiler mutlu olsundu, nasılsa mutlu olacak birşeyler bulabiliyordum. Merkezdekilerin hatalarına kendimce kulplar takıp, bahaneler üretiyordum.
Aslında mutluluk oyunu oynuyor, bildiğin Pollyannacılık yapıyordum. Sonra ne mi oldu? Kafama saksı filan düşmedi. Aydınlandım. Hayatımın yönetmeninin de, başrol oyuncusunun da kendim olması gerektiğini anladım. Çakma yönetmenlere oyunculuk beğendirme gayretime son verip o koltuğa kuruldum. Ruhuma iyi gelen şeyleri keşfe koyuldum. Herkesi mutlu etmeye çalışma huyumu zor da olsa terk ettim.  Mutsuzluklarımla yüzleştim. Ağladım, zırladım, rahatladım. Bazı kararlar aldım ve uygulamaya başladım. Anladım ki Yeşilçam  filmi çekmek istemiyorum arkadaş!
Ya gişe rekoru kıracak çekeceğim film, yada zarar edecek ama başrol oyuncusu kendim olacağım. Yönetmen koltuğuma kurulacak, senaryoya karışacağım. İstediğime rol verecek,  oyunculuğunu beğenmediklerime sepet havası çalacağım. Dahası mı? Hissiyatım, Oscar alacağım…
Ya siz dostlar? Sizin hayatınızın başrol oyuncusu kim?