Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Hidayet meyhanesi...

21 Eylül 2011, Çarşamba - 15:23
Evet artık okullar da açıldı, sayfiye yerleri kısmen boşaldı, geçen hafta ki trafik nihayet normale dönebildi (<<<cumartesi Haliç’ te ki tekne yarışlarından kaynaklanan bir trafik vardı abartmıyorum bir ucu İkitelli gişeleri…. Nerden biliyorsun derseniz, o gün bir Bahçeşehir’ e  seyahatim oldu da ) pazartesi ise devlet okullarının (<<<-Türkiye’ den göç etmiş için ayrıca belirteyim şimdi buralarda özel okullar başka hafta devlet okulları başka hafta açılıyor ne hikmet ise) açılış gününde her neden ise beklenen trafik olmadı…..

Okullar açıldı dedik ya, insanın aklına ister istemez kendi çocukluk anıları ve okulun ilk günü geliyor, tüm heyecanlar bir yana okulun ilk gününde ufaktan bir kutlama sofrası; bir iki meze, bir salata, bir et/balık yemeği eşliğinde kaldırılan kadehler (<<<-eski küçük rakı kadehinde çok az rakı ve su, şarap kadehinde kırmızı şarap üzerine gazoz veya şarap kadehi benzerimsi bir kadehte bira)……. 

Havalar sıcak olsa da artık mevsimlerden sonbahar…… Sonbahar demek  meyhanelerin müdavimleri dönmüş demek. Bakalım bu sene mekanlarda neler yaşayacağız ? Yaşayacaklarımız bir yana isterseniz yine eskilerden Vefa ZAT’ ın Eski İstanbul Meyhaneleri kitabından bir meyhane anlatımı….. 
‘’ Aynı yıllarda Balıkpazarı’ ndan Tarlabaşı’ na inen sokağın sağında, emektar bir meyhane vardı. Hidayet’ in Meyhanesi. Hidayet güngörmüş, yaşlı, efendi bir insandı. Meyhaneye birkaç basamak bir merdivenle çıkılırdı. Ortası avlu biçiminde, iki yanında tahta sedirler ve önlerinde masalar bulunan şirin bir yerdi. İki basamakla çıkılan şirvanı vardı ama bu bölümü sadece tanıdık ve itibarlı kişiler kullanırdı. Ayrıca iç mimari özelliğinden dolayı bazı film sahnelerinde bile yer alırdı burası.
Afif Yesari, Hidayet’ in meyhanesini ve o günleri şöyle anlatır:“ …. Hidayet’ in Meyhanesi, meyhane değil, başlı başına bir öykü, bir tarih ve hatta müze gibi, adeta müze niteliğinde bir dükkândı. ( Şimdi orası da bakkal ya da fırın falan gibi bir şey oldu). Hidayet, güngörmüş, yaşlı, efendi adamdı. Başı daima horoz biçiminde siyah bir başörtüsüyle örtülü, zayıf, gözlüklü bir hanım yardımcısı vardı. İki de, havlamaz, kimseye ilişmez, iri, mahzun bakışlı köpeği ve köpeklerle koyun koyuna uyuyan kedileri.(….)
O gözlüklü hanım, gayet nefis mezeler, pastırmalı sigara börekleri ve tavada gümüş balığı da yapardı ve bunlar, dükkânın spesiyaliteleri idi. Hidayet’ in, ‘ Eski, güzel günlerini yaşamak ve zevk için, zararına işlettiğini’ söylediği ‘eskiden kalma’ meyhanesine, yine kendi deyişine göre, bir vakitler, Ahmet Rasim, Osman Cemal, Mahmut Yesari gibi ünlü yazarlar gelirmiş.
Hidayet, beni, kapıdan girince, merdivenin solundaki masaya oturtur ve ‘Sen burda otur. Baban da burada otururdu…’ derdi ve eklerdi: ‘Efendi adamdı baban… Senin gibi zıpır değildi!’ Hidayet’ in, benim hakkımda neden ötürü böyle bir yargıya vardığına hâlâ akıl erdirememişimdir. Hidayet’ in dükkânı kapandı ölünce….. O gözlüklü hanım, kediler ve köpekler, ne oldu bilmiyorum. Hidayet’ in Meyhanesi’ nin resmi yok ama, bir başka, ilginç tarihi meyhane resmi var elimde!..... Hangi meyhanedir, bilmiyorum…. Foto Cemal ( Cemal Göral ) çekmiş…. Arkasına da, resmi bana armağan ettiğinde şöyle yazmıştı: ‘Rahmetli Mahmut Yesari’ den, oğlu Afif Yesari’ ye benim objektifimden bir hatıra……’’¹
İşte eski meyhanelerden bir fotoğraf………Sizleri bilmem ama ben hayalimde Hidayet’ in meyhanesine gittim geldim…..Gerçekte ise pazartesi günü Tünel’ de Galata Meyhanesi’ nde idim; meyhane adı doğrudur değildir ama hafta arası gidip fasıl dinlenebilecek güzel bir yer, ne diyeyim fasıl ekibi hoşuma gitti…..Ama tekrarlıyorum hafta içi, hafta sonu herkes Beyoğlu’ na ben Beyoğlu’ ndan dışarı…..
Yazımı bitirirken, yeni sezonda rakılı, mezeli, muhabbetli, bir sezon dileklerimi tekrarlıyorum efendim……Herkese saygılar, selamlar, sevgiler dileklerimle
(1) Afif Yesari, İstanbul Hatırası, Turing Otomobil Kurumu Yayınları, 1987, İstanbul, s.30-31