Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Hiç bitmeyen sevgi...

30 Eylül 2012, Pazar - 22:02
Yarım kalmış aşklar, yarım kalmış dünyalar, kavuşmayan yollar, kavuşmayan kollar, boş vaatler, boş günler, sarılmayan beller, sarılmayan yaralar ve geceler, geceler, yürek yakan hayaller, rüyalar, rüyalar, gözlerde yaşlar, gönüllerde bir sızı, yüreklerdeki yangın yakar kahredilmiş hayatı, kül eder ümitleri, hayatın akışına terk edilmiş bir ömür söner gider, toprak olur bedenler, kabirde bir çiçek açar, sevgilinin göz yaşı ile sulanmak ister.

Böyle değil miydi Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı, Ferhat ile Şirin? Onların Aşkı tarihe mal olmadı mı? Onların da yürekleri yanmadı mı? Daha bilmediğiniz nice yürekler yandı tutuştu. Onlar kimdi? Yorgo ile Mine mi? Raşel ile Timur mu? Mişel ile Habib mi? Sona ile Ahmet mi?

Neden bu kadar duygulandım? Çünkü Batum’dayım. Gürcüler kısa zamanda sağlam ve güzel adımlarla gelişmişler. Amerikanın eli değmiş bu ülkeye. Tabii her şeyin bir karşılığı var ama fikir güzel, görüş güzel ve çağdaş. Atılan her adım, turizm sektöründe ses getirmeye yönelik ilerleme kaydediyor. Dünyanın en ünlü oteller zincirinin birçoğu Batuma yerleşmiş ve kusursuz hizmet veriyorlar. Gürcüler henüz eski yaşantılarından tamamen kurtulamamışlar. Teneke kaplı binalar yerli yerinde duruyor ama kısa zamanda onlar da yeni düzene ayak uyduracaklar. Yemyeşil parklara, şehir meydanına, pırıl pırıl ışıklandırılmış tertemiz caddelere yakışır bir görüntüye bürünecekler. Modern şehir mimarisi, Avrupai mimari, Gürcü kültürü ile harmanlanıp şehri muhteşem binalarla süslemiş. Türk yatırımcılar da opsiyonlardan faydalanıp iki ülke arasındaki ticareti geliştiriyorlar.

Karadenizde modern bir Avrupa kenti olan Gürcistan Acara Özerk Cumhuriyeti Başkenti Batumda yeşili yalnız bu şehirde bulunan dünyanın 2.ci botanik bahçesinde değil, aynı zamanda insanın içini ferahlatan bakımlı sahilinde de gözünüz alabildiğince görebiliyorsunuz. Batumun geceleri özellikle ışıklandırılmış ve denize paralel kurulmuş parkta suların dansı küçük bir Las Vegas yaratmış bu şirin şehirde. Su sesleri ve renklerin değişimi sıcak bir sonbahar gecesine neşe getirirken, az ilerde denize bakan 7 metre boyunda çelikten yapılmış ve bir platform üzerinde hareketli iki figürün kendi etraflarında dönerek yavaşça birbirlerine yaklaştıklarını ve birleştiklerini görüyoruz. Bu mekanizma günde 4 saat çalışıyor.

Ali ile Nino’nun sevgi anıtıdır bu. Gürcüler, bir dönem geri kalmış zihniyete ve acımasız insanların katlettikleri sevgiye duyarsız kalamamışlar ki bu anı heykeli sahilin en güzel yerine dikmişler.

Ali, Azerbaycanlı bir gençmiş. Nino ise Gürcü bir genç kız. Birbirlerini sevmişler, aşklarına sahip çıkmışlar, direnmişler, duygularını anlatmaya çalışmışlar ama anlayan kim? Aşırı milliyetçilik ve insanların koydukları dini kurallar bu iki sevdalının çilesi olmuş. Hangi tek Tanrılı din diğerinin horlanmasını, düşman ilân edilmesini emreder? Kim hayatını paylaştığı insan için doğduğu toprakları inkâr eder? İnsanlar kıta değiştiriyor, yaşam kalitesini yükseltiyor da yine de doğduğu toprakları özlüyor, fikren, zirken ve bedenen uzaklaşamıyor o yerlerden.

Ali ile Nino, Kurban Said’in anlattığı hazin ve gereksiz bir ayrılık öyküsüdür. Binlerce yıl iç içe yaşanan bir coğrafyadan sonra milletler birbirlerine düşman ediliyor. Barışın gerekli, sevginin ise sonsuz olduğunu bu aşk heykelinde ölümsüzleştiren ise ABD’de yaşayan Tamara Kvesitadze.

Yüzü doğuya doğru dönük olan Ali Han Şirvanşir ile, batılı duyarlılığındaki Nino Kipiani, okul yıllarında birbirlerine aşık olurlar. Azerbaycanın bağımsızlık savaşı verdiği yıllarda Ali, Asyalı atalarına sadık kalma durumundadır. Evlenmekle de iki tarafın ailelerinden gelen baskılar ve sıkıntılar bitmez. Örneğin, Nino peçe giymek zorunda kalacak mıdır?

İki genç aşk heykelinde de olduğu gibi defalarca birbirlerinden ayrılırlar ve Kızıl Ordunun Azerbaycana girmesi ile Ali savaşta ölür. Ali ile Nino’nun kavuşamadıklarını anlatabilmek için iki figürün de kolları kesiktir.

Ali, eşkıya mıydı? Nino’nun günahı ayrı bir kimlikte olması mıydı? Kim doğarken dinini, mezhebini, ülkesini ve ailesini seçebiliyor ki? Değiştirmek mi? Yani çift pasaportlu olmak mı? Gerekir mi?

Yaşarken kim kime ne verebiliyor ki korkmadan, utanmadan, başkasının hayatına karışma hakkını buluyor kendisinde? İnsanın ailesi bile canından kopan canın tahtını bir ölçüde yapabiliyor da bahtını yapamıyor.

Kim kimin hayatına bir günlük ömür katabiliyor ki onun mutluluğunu engelliyor, ömrünü çürütmeye çalışıyor. Eski insanlar bari bu vicdansızlığı dini ve manevi değerler yüzünden yapmışlar, ya şimdikiler….

Ali ile Nino’nun aşkı ölümsüzleşmiş ama onlara hayat tanımayanlar, kesin bu dünyadan ayrılmadan cehennem azabını tatmışlardır.