Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Hey gidi, hey hey...

28 Şubat 2013, Perşembe - 13:13
Geçenlerde mezun olduğum okula gittim bir görüşme için. Yanımda iki arkadaşım daha var ama onlar bu okuldan mezun değiller. Daha okulun kapsında bir heyecan, bir mutluluk, sorma gitsin…
89-90 yılı mezunuyum ve mezun olduktan sonra binadan içeri ilk girişim. Kapıda kimlik kontrolü yapılıyor, ziyaretçi kartlarımızı alıyoruz. Giriş biraz değişmiş.  Sekreter odasına alınıyoruz. Yüzü çok tanıdık, adını çıkaramıyorum ama bir yada iki üst sınıfta okuyordu bu kız. Demek burada çalışıyor, ne güzel. Birbirimizi tanıyor, hal hatır soruyoruz. İçimde öyle bir mutluluk var ki anlatamam. Az sonra Müdür Yardımcısı geliyor. El sıkışıp görüşme odasına geçiyoruz. Okul hakkında bilgi veriyor; öğrenciliğimiz döneminde yapılan yeni bina tamir istediğinden kullanılmıyormuş. O yüzden okul şu an bizim zamanımızdaki gibi lise değil, ortaokulmuş. Okulda şu kadar öğrenci varmış, faaliyetler bunlarmış.
Yüzümdeki salak gülümsemeyi bastırmak için çaba sarf ediyorum. Binayı geziyoruz. Hemen her şey aynı, tamir görmüş, kapılar değişmiş filan ama aynı işte. Artık film kopmaya başlıyor yavaş yavaş bünyemde. Her köşede anılarım var. İşte okuduğumuz sınıf, oturmuşuz sıralara, arkada oturan muzır arkadaşım şarkı söylüyor ‘’Papatya gibisin, beyaz ve ince…’’ yan sırada bir diğeri kopya hazırlıyor.
Önde oturan kız arkadaşlarımdan biri yine hayallere dalmış. Tam dersin ortasında biri koku ampulu patlatıyor, sınıfta lağım kokusu ve dersin yarısı kaynıyor, bu günlük felsefeden yırttık. Katları dolaşmaya devam ediyoruz, Müdür Yardımcısı genç kadın, artık yüzümdeki gülümsemeye alışmış olacak ki soruyor ‘’ Anılarınız canlanmış olmalı, değil mi? Gözlerinizin içi gülüyor.’’ Kocaman , saklayamadığım bir gülümsemeyle ‘’Evet’’’ diyorum, ‘’her köşede bir anım canlanıyor, şu an burada olmak tarifsiz derecede güzel.’’ Arkadaşlarımın ve müdür yardımcısının hem yanındayım, hem değilim. Başka bir boyuttayım.
Bahçe pek değişmemiş. Utanmasam bahçe merdivenlerini tırmanıp, cep balkonda duracağım yine eskisi gibi. Ne çok severdim orda herkesten uzak dikilmeyi. Kantinden cola ve gofret alır, orda durup sessizliğin tadını çıkarırdım. Tuhaf ama bu okulla ilgili tek bir kötü anım yok. Millet okul kırardı, biz eğlendiğimiz için okula giderdik. Öyle güzeldi ki kurulan dostluklar, şimdi öylesi var mı bilemiyorum.
Gitme vakti geldi, ayrılasım yok binadan. Sanki arkadaşlarımı görmem an meselesi. Oysa ders saati ve etrafta çıt yok. Derin bir sessizlik hakim okulda. Biraz sonra teneffüs zili çalacak ve biz koridorlara atacağız kendimizi. Yok canım, kaptırdım kendimi saçmalıyorum…biz değil , öğrenciler… Bizden geçti, sıramızı savdık, koca adamlar olduk. Okulumdan mezun olup da, tek bir şikayeti olanı duymadım bu güne kadar.
Gerçekten çok şanslıymışız. Birleşik Milletler gibiydi bizim okul. Rum’u, Musevi’si, Ermeni’si, Bulgar’ı, Yugoslav’ı, Çerkez’i, Kürt’ü hepimiz Türkiye Cumhuriyeti’nin evlatlarıydık, kardeştik. Öğretmenlerimiz gerçekten sevgi doluydu, komplekssiz, rahat, aydın tiplerdi. Geriye dönüp baktıkça, ‘‘Hey gidi günler heyyy…’’ diyorum. Hiç istemiyorum ama çare yok,  anılarla şimdilik vedalaşıp , ziyaretçi kartımı teslim ediyor ve binadan ayrılıyorum…