Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Her mevsim sevdim...

01 Eylül 2017, Cuma - 22:08
ÇOK AMA ÇOK
Çok yorgunum çok, çok yoruldum çok.
Kavurucu yaz sıcaklarından sonra Sonbaharı eskisinden daha çok sever oldum.
Gönül uçtu gitti uzaklara, âşık oldu yuvasının yolunu tutan kuşa, âşık oldu taşları, betonları delip de açan o minicik papatyalara. Aşık oldu rüzgâra, bulutların gökte çizdiği o inanılmaz gri-beyaz, mavi-beyaz tablolara. Güneşin doğuşu umut, batışı bir başka hüzündür bu baharda. Çıkın tepelere, açın kollarınızı, kucaklayın doğayı. Şimdi de kavuşturun ellerinizi, kapatın gözlerinizi, derin bir nefes alın. Koca bir hayat girmiş içinize, delmiş bağrınızı. Yüreğinizin bir tarafı sımsıcak, diğer tarafı yaralıdır. Yaşam derler buna, hem ağlatır, hem güldürür. Gözlerinizin nemi belli, yüzünüzde bir gülümseme var, kimse bilmez inadına güldüğünüzü, inatçının teki olduğunuzu.

Çok sevildim çok, çok sevdim çok.
Sevginin Sonbaharı, Kışı yok. Ben her mevsim sevildim, her mevsim sevdim. Oyuncağımı sevdim, Yılbaşı çamını, hediyelerimi, kurdelelerimi, aile sofralarını, denizi, gezmeyi, balık tutmayı, yeni ayakkabılarımı sevdim. Bana yakınlık gösteren herkesi, okulumu, sahneyi, alkışları, sahne kostümlerimi, bale pabuçlarımı, daha sonra kedileri sevdim. Piyano çalmayı sevmedim. O bir esaretti benim için oysa sahne çocukluğumun tek özgürlüğüydü. Hayatımın mevsimleri değişince sevgi çanları çalmaya başladı. Çanlar çan ise eğer, benimki de candır. Ben seni sevdim, sen beni. Aylardan Ekimiydi o Sonbaharın. Yine bir Ekim günü bu dünyadan bir “Sen” geçti. Ekimin verdiğini yine Ekim aldı götürdü.

Çok izlerdim ben çok. Çok izledim çok.
O kadar çok severim ki izlemeyi, Eylül mehtabını. Eylülü en güzel yaşatan şehir İstanbulun Prens Adaları İlçesindesiniz. Karşı kıyıda artık Kayış dağı hariç hiç yeşil alan kalmadı. Gecenin karanlığı düzensiz kentleşmenin çirkinliklerini nispeten örtüyor. Kıyı şeridi pırıl pırıl sanki pırlanta taşlarla işlenmiş bir bilezik. Yer yer yakutlar ve zümrütler parlıyor.

Yanan binlerce ışığın denize aksi bir balıkçı teknesinin sönük ışığı, Marmara denizinin süsü ada vapurunun gururla süzülüşü esnasında, Kayış Dağına yakın bir tepeden Eylül mehtabı tüm azameti ile yükseliyor. Bu ne muhteşem manzaradır, bu ne ilahi tablodur. Böyle güzel bir Eylül günü kızımı dünyaya getirdiğim için Tanrıya şükürler olsun.

Anılar, dualar, adaklar, sizleri karanlıkların içinden doğan mehtabın umut veren ışığına terk ediyorum. Yine Sonbaharın Eylülündeyim, umutlarımı yeşertip, hüznümü geceye gömdüm. Varsın yapraklar sararsın bir tanem, seninle benim gönlüm yemyeşil, bilirsin.