Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Hepinizin sıhhatine...

12 Şubat 2012, Pazar - 19:31
Haydarpaşa Gar Lokantası’nda kar  günü muhabbeti….
….Geçen hafta,  Haydarpaşa’ dan hareket eden Ekspres tabir edilen seferlerin kalktığına dair haberler ve spekülasyonları bir tarafta, diğer tarafta ise kar yağışının İstanbul’ u teslim aldığına dair haberler; seneler sonra yağan ve İstanbulluların unuttuğu dediğimiz kar idarelerin mesai saatini erken almalarına bile neden oldu…..Bu türlü karlı havalar, eğer evinize gitmek için İstanbul’ u boydan boya kat etmeyeceksiniz, ama bir iki saatliğine, ama uzun metraj ideal meyhane havalarıdır ki Haydarpaşa Gar Lokantası (<<<-şu an için konsept değiştirmiş olsa da) geçmişte abilerimden dinlediğim bilimum meyhane özelliklerine haizdir, hava da karlı olduğuna göre, bilimum yeter ve gerek şartlar oluşmuş demektir…..

Vakt-i zamanında girişinden çekilmiş olan mutfak buzdolabı ile salonu karşıdan alan bir fotoğrafın altına “Haydarpaşa Gar Lokantası, nostaljiyi yaşamak isteyenler icin ideal bir mekân”  diye yazmışım ve devam etmişim “ Hani bazen olur ya, bir kış günü dışarda hava yağmurlu, rüzgâr var, sabahtan işyerinde tek telefon çalmamış, canınız da hiç çalışmak istemiyor, kafanızdaki sorulara  cevap bulamadıkça iciniz daha bir kararmakta durumunda….. Aslında, pek gündüz rakısı alışkanlığınız yoktur, siz bir vakt-i keraat taraftarı olmakla beraber arada bir kaçamak yapmak lâzım, hep ekmek arası olmaz ki…. Bir can ciğer arkadaşımla şöyle semtteki mekânlara değil de gözden uzaklara bir yere oturalım (-eskilerde semtlerde gidilen mekânlar bir elin parmakları kadardır, nereye gitseniz illâki birileri ile ya karşılaşır veya birileri sizi görür yanınıza oturuverirdi) sadece eskileri yad edelim, geçmişte yaşananlar, iyi günler kötü günler, arkadaşlıklar, ihanetler, pişmanlıklar yani kısacası nerden nereye şeklinde birbirimizi dolduralım dersiniz….Senaryo gereği de birinizin işyeri Asya tarafında diğerinin Karaköy Perşembe Pazarı, o zamanlarda cep telefonu nerde, iş yerine bir alo “ Merhaba, nasılsın?” faslından sonra onda da işlerin kesat olduğunu öğrenmenize müteakip randevulaşttığınız Haydarpaşa Gar Restorant’ta/Meyhanesi’ nde anılar ile dolu bir akşam sizi beklemektedir……”    

Geçen haftanın karlı günlerinden bir gün, nostaljik bir kar günü yapmak için işte size fırsat….Telefonunuzu ettiniz, öğleden sonra arkadaşınızla buluştunuz… Garın kapısından içeriye girdiniz restorantın kapısına yaklaşırken, nasıl diyeyim anasonun hakim oldugu bir meyhane kokusu vardır ya o geliyor burnunuza….. Tahtadan, yukarısı kısmen camlı, kirli beyaz renginde, oymalı moymalı eski tip kapıdan (<<<-eski yapılarda rastlanan oymalı türünden, tahta tahta, hani eski binalardaki devlet dairelerinde veya hastanelerde rastladığınız türden) giriyorsunuz içeriye, yerler karo, yüksek tavanlar, loş sarı bir ışık, hafiften Türk Sanat Müziği çalmakta, solda önünde restorantlarda görmeye alışık olduğunuz türden bir mezelerin sergilendiği buzdolabı, sağda ise şehirlerarası yolcuların veya müdavimlerin ayakta demlendiği bir içki tezgâhı, bugün neden ise hafta arası ve öğleden sonra olmasına karşı mekân olması gerektiğinden daha kalabalık…. Nedeni ise sizin gibi bugün iş olmayacağını bilen senelerin müdavimleri, zaten geç vardıkları iş yerlerinden erken ayrılmışlar trene veya vapura binmeden evvel, bir iki tek atalım modundalar; o bir, iki tekin ardı arkası kesilmez ya neyse….

Sağdan ilerliyoruz, müdür/patronun deski, sonrasında yine müdavimlerin oturduğu bir masa; nasıl anladın hemen müdavim olduklarını diyeceksiniz…. Bunun için medyum olmaya gerek yok, yönetici deskinde duran kişi ile sohbet olsun, masadaki altılı ganyan bülteni olsun, masa düzeni olsun (-müdavimler ile gelip geçici müşterilerin masaları arasındaki en büyük fark, gelip geçici müşterinin masası daha nizamidir, daha bir düzenlidir; müdavimlerin masasında rahatlığın getirmiş olduğu bir kargaşa vardır) mekânın müdavimlerine aitim diye bağırıyor….

Hafif bir baş selamı “Selâmün aleyküm, afiyetler olsun” diyerekten masanın önünden geçmeye müteakip, ortamdan uzaklaşmaya gerek yok düşüncesi ile bir sonraki masaya, yüzlerimiz geldiğimiz yöne doğru yan yana oturulur. Karşılıklı değilde, yan yana oturmanın sebeplerinden biri de, tezgâhın orda bulunan televizyonun nimetlerinden faydalanmaktır. 

Sıra, siparişlerin verilmesinde; garson zaten masayı tanzim durumunda….. “ Ortaya bir duble duble piyaz, şöyle yeşil salata, havuç, kırmızı lahana ile harmanlanmış, olmaz ise olmaz beyaz peynir, soslu hamsi ...” başlangıç için kâfi…….

Rakı konusu biraz karışık; “ Saat daha 4:00 vaktimiz bol bir 70’ lik mi? yoksa 100’ lük söyliyelim” diye arkadaşıma sorduğumda…. “ 70’ lik olsun, sonra bakarız..” bir de bana bırak gibisine bir kaş göz işareti ile rakı siparişi de kesinleştirilir…..Garson bir az uzaklıştığında, alçak sesle           “ Akıllı ol, masa kuvvetli, sonrasında birer duble yolluk isteriz.” Akşamcıların çoğunda bu yolluk konusunun ayrı bir ehemmiyeti vardır…. Bazı samimi oldukları mekânlarda bu yolluk konusu bazen işletmeciyi isyan ettirecek duruma geldiği olmuştur… 

Neyse, rakı, beyaz peynir, hamsi, masaya servis edilir….. Kadehler doldurulur, karşı masaya doğru “ Afiyet olsun beyler” sonrasın da , bir fırt alınır….. Başka bir kar günü rakısı da böylece başlamış olur…..

Muhabbetin birinci konusu, televizyonda yayınlanan İstanbul’ un çeşitli yerlerinden kar görüntülerine istinaden “50 yaşıma geldim bildim bileli birazcık kar yağdığında hep aynı çile”,      “ Ya sorma birde o eski kışlar olsa, ne yapacak bu idare ?”, “ Sorma, neydi o 87 kışı Şubat ayı, 3 hafta sürmüştü, bu kadar patırtı hatırlamıyorum ben..”, “ Evet be abi, giden gitti, gitmeyen gitmedi işine, evinde oturdu…”, “ Bütün millet kahvede, tatil günü bile bu kadar kalabalık olmamıştı.”, “ Dışardan geldin mi? sıcacık sobanın başına, elbiseler kurumaya asılır..” “ Bizde mangal bile vardı, geçen gün elektrik kesildi kombi çalışmadı donduk vallahi, kazaklar, başımızda kukuletalar…”, “ Seneye soba mı? kursak ne yapsak …”, “ Üstünde kestane kebap, ne güzel olur hani”……………. “ Burda mahsur kalmayalım? da”, “ Baba yapma vapur iki adımda, olmadı, Taksim dolmuş var, o da olmadı metrobüs, ordan da metro İstiklal’ deyiz, cilayı orda yaparız. Nasıl olsa yarın yine bir şeyler olmaz. Belki dükkânı açmam bile.”, “ Eskiden olsa pavyon yapar, bir ufak da orda açardık.”, “ Pavyon mu? kaldı, alçal biraz, çabuk daldın hayallere.”……………….. başta demiştik ya muhabbetin konusu eskiler diye…… Artık yaşanan dünyadan farklı bir frekansa geçilmiş durumundasınızdır (-televizyona takılmayın, o orda bir film misali…)……..
…………………….
…………………….
Saatler su gibi akar……
Veya bu defa akmasın, biz hala o meyhanede, o anları yaşamaya devam edelim ne dersiniz ?

Gerçek meyhaneler İstanbul’ dan hiç eksilmesin hatta mümkün ise çoğalsınlarrrrrr efendim…. Hepinizin SIHHATİNE!!!!......