Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Meyhaneden
İlia Shestakofİlia Shestakof

Hem sabah, hem akşam rakısı...

05 Mart 2012, Pazartesi - 21:32

Günlerden pazar…..
Kupada duble Türk Kahvesi…..
www.hurriyet.com.tr, www.milliyet.com.tr......
Ne var ne yok …..
Sonra facebook…..
İlk gözüme çarpan…..
İyi pazarlar ibaresi ile paylaşılan brunch resimleri…..
Brunch, cumartesi akşamları eğlencenin saati, geceyarılarından sonrasına hatta sabahlara kadar sarktıkça hayatımıza giren postmodern kavramlardan…..
Geçen gün Rakı Ansiklopedisi’ nde çilingir sofrası tarifinde rastladım postmodern ibaresine, şöyle diyordu….. “Çilingir sofrası : En genel anlamıyla rakı sofrası. Rakının yanında yemek yemek yakın zamanlarda, geleneksel meyhane kültürü bozulup içkili lokantalar yaygınlaştıkça ortaya çıkmış postmodern bir olgudur.…….”
Benim gençliğimde ne kendi ailemde, ne de çevremde pek brunch’ tan bahsedildiğini hatırlamıyorum. Bir eğlenceye gidilse bile en geç onikide, hadi hadi birde eve dönüş durumu….. Sonra pazar sabahları öyle çok geç kalkılınılmazdı, kahvaltı faslı bir yana da biz erkeklerin vazgeçilmezi TRT1’ de saat 10:30’ da ki kovboy filmleri idi…..
Eskiden tatil günü sabahı yapılan sürü ile şey sayabilirim, yani anlatmak istediğim güne daha erken başlanırdı……
Güne daha erken başlayınca da bazılarımızın ‘Sabah rakıları’ vardı…..
Sabah erken kalkanların (<<<-05.00,06.00 gibi) kahvaltılarını yapıp, evde biraz oyalanmalarına müteakip gittikleri semt meyhanelerinde bir iki tek atarak tatil gününe başlamaları gibisine…..
Sabah sakinliğinde rakı içmenin keyfi de başka olsa gerek diye düşüyorum…..
Ulaşabildiğim sabah rakısı hakkındaki hikayelerden biri şöyle…..
…..“Ahmet Hamdi Tanpınar anlatıyor: ‘Ahmet Rasim' le bir defa karşılaştım. Heybeliada'da deniz kıyısında bir meyhanede sabah rakısını içiyordu. Senelerden beri içimde birikmiş duyguları söylemek istedim. Kızarmış ve bulanık gözlerle bana baktı ve büsbütün başka şeylerden bahsetti. Yalnız bir ara beni dinler gibi oldu ve hemen arkasından 'Bestenigârım'ı sever misiniz?' diye sordu. Biraz şaşırmakla beraber, 'hem de çok...' dedim. Bilmem şaşırmaya hakkım var mıydı? ben muharriri aramıştım, karşıma mûsikîşinas çıkmıştı. müverrih de (tarihçi) çıkabilirdi. Bestenigâr*'ın hikâyesi eski hayatımızın bütün bir tarafıdır."¹…..
*Ahmet Rasim gençlik yıllarında bir ara II. Abdülhamit'in ünlü merkez komutanı Sadullah Paşa'nın konağında (Çemberlitaş'ta) cariyelere müzik dersi verir. Öğrencileri arasında Nigâr adında biri var; çok güzel, çok yetenekli ve cariye! Tehlikeli bir elektrik de var galiba aralarında ve kız veremden ölür. Üstat şarkısını, ağıtını, mersiyesini yazacaktır ardından:ben böyle gönüller yakıcı bestenigârım, diye…..
Yani anlayacağınız sabah rakılarında dalar gidersiniz eskilere doğru…..

‘Bazılarımızın’ dedin, işin içine kendini de kattın ama sadede Ahmet Rasim’ den bahsettin diyebilirsiniz….. Üstad’ ın bu güzel hikayesinin yanında ‘Sabah rakısının’ sihrini bozmak istemedim diyelim kısaca……

Bu haftalıkta bu kadar….. Bu arada Pariyazarlar’ da (<<<-bendeniz ilk başladığım andan beri Pari olarak algılıyorum) yazmaya başlayalı 52 hafta olmuş…. Zaman ne kadar çabuk geçiyor değil mi?….. Mari Akbaş, Niver Lazoğlu, sonrasında siz Pari grubu üyeleri…….Herkese teşekkürler….. Ve grubun tüm aktiviteleri için gösterdiğin çabadan dolayı sanada ayrı bir kocaman TEŞEKKÜR Niver Lazoğlu…..
Rakılı, mezeli, muhabbetli, bir hafta dilerken herkese saygılar, selamlar, sevgiler …….
(1)http://www.eksisozluk.com/show.asp?t=ahmet+rasim