Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Yakamoz
Cem Yalçın BayerCem Yalçın Bayer

Hazanın güzelliği...

13 Eylül 2012, Perşembe - 20:42
Sonbahar yapraklarının ayaklarımızın altında sert ama son derece kırılgan birer toprak parçası gibi ezileceği günlere yaklaşıyoruz yavaş yavaş. Her şeyin bir ömrü olduğu gibi onlarda ömürlerini tamamlıyorlar artık ve hüznün kokusu yayılıyor gökyüzüne, içinize çektiğinizde canınızı acıtan bir duygu seli gibi tüm bedeninizi kaplıyor; hazan mevsimi geliyor.

Yaprakların ömrü gibi bizim de bir ömrümüz olduğunu bilmeden, bilmek istemeden atıyoruz adımlarımızı, kırarak, dökerek, üzerek, üzülerek ve yaşamın amacı olan aşktan ve sevgiden bihaber yaşıyoruz belki de. Buna yaşamak denirse.

Etrafıma bakıyorum, gözlüyorum, izliyorum anlamaya çalışıp değerlendiriyorum aklımın yettiğince. İnsanlara bakıyorum. Koşuşturmalarına. Hazan mevsimi hiç gelmeyecekmiş gibi yaşamalarına bakıyorum içim acıyarak. Oysa o mevsim geldiğinde çok geç oluyor ilkbaharın kokusunu içine çekmek ve neşe ile dolabilmek.

Orson Welles’in ünlü şarkısında  dediği gibi; “I know what is to be young but you don’t know what it is to be old”. “Ben gençliğin ne demek olduğunu biliyorum ama sen yaşlılığın ne demek olduğunu bilmiyorsun” cümlelerindeki anlamı hiç anlamayarak yaşıyoruz.

Değerli eğitimci dostum Jim Heidema’nın çok güzel bir sözü var; “Kimse öldüğünüzde mezar taşınızı şu kadar ödül kazandı, bu kadar proje yaptı, şu kadar kişiyi yönetti veya şöyle başarılara imza attı yazmaz. Genellikle, iyi bir baba, eş, sevgili, kardeş ve arkadaş yazarlar. Yaşarken neye hizmet ettiğinize dikkat edin.”

Ne kadar dikkat ediyoruz? Ölü ozanlar derneğinde “anı yaşa” diyen öğretmeni ne kadar dinliyoruz. Anı yaşayan kaç kişi var aramızda. Yaşayamıyoruz ve bu nedenle de fark etmeden yaşatamıyoruz. Ne paradan, ne puldan bahsediyorum burada.  Yaşamaktan bahsediyorum. Hayatın bir sahne ve bizlerin birer oyuncu olduğunu bilemeden yaşamaktan ve bunun bedelini mutsuzluk olarak ödemekten bahsediyorum.

Vaktimiz varken bile hep hazana saklıyoruz ilkbaharın kokusunu almayı. Bilemeyerek hazanın kokusunun farklı, ilk baharın kokusunun çok farklı olduğunu.

Eriyor dağ başında bir kar gibi ömrümüz, farketmiyoruz.