Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Hayattan kareler...

30 Nisan 2013, Salı - 23:41
Ada vapurundayım. Günlerden Cuma. Nisan ayı baharın tüm güzelliklerini bize sunuyor. Deniz cam gibi, sıcacık çaylar dağıtılıyor Ada hali işte, karşıma kocaman çantasını yüklenmiş bir hanımefendi oturuyor. Hoş bir hanım. Gözüm takılarına takılıyor. Zümrüt ve elmaslar antika takılara çok yakışır. Eh, hanım da takıları çok güzel taşıyor doğrusu. Yanılmamışım, o bir hanımefendi çünkü selam vermesini biliyor. Ne hoş değil mi? İnsanların selamlaşması, sözle olmasa bile ifade ile ufacık bir selamı birbirimizden esirgememek büyük incelik. Ada vapurunda, adalara yakışır bir hanım.

Çayıma şeker atmamamla tatlı bir sohbet başladı. Arkadaşm yıllarını Sosyal Sigorta hastanelerinde canla başla çalışarak, dolu dolu yaşamış emekli bir doktor hanım. Çok da cana yakın. Aslen Trilyeli, doğayı sevip yaşayan ve yaşatan bir hanım. Denizle, çiçeklerle, bahçesiyle hayatını paylaşan, Trilyedeki zeytinliklerini unutamayan, yetiştiği ortamın kültürünü benimsediğini her hali ile belli eden zarif bir hanım. Çocuklarından bahsederken sevgi dolu bir anne, mesleğinde belli ki insan kalmayı başarmış, hastaları arasından dostlar edinmiş. Trilyede hala rastlayabileceğiniz güler yüzlü, ışıl ışıl parlayan gözleri ile size eski dostlukları, komşulukları, eski yaşantıları anlatan insanları hatırlatan samimi bir yüz.

Diğer yandan, umursamazlıklarını, gamsızlıklarını, duyarsızlıklarını meziyet sayan insanlar var. Yeni bir huy edindim, kişileri değil de onları bu hale getirenleri suçlamaya başladım. İnsan bu kadar umursamaz olur mu? Yoksa başarısızlıklarını bu yolla mı örtmeye çalışıyorlar? Bakıyorsunuz, adamın dünya umurunda değil gibi görünüyor ama hayatında da artılar birbirini kovalamıyor. Gamsız adam, bence olayların içine girmeyen, dışından seyreden adamdır. Olabilir ama ya sorumluluk duygusu? Bir de “Adam sende, benden sonra varsın kıyamet kopsun”, “Bana dokunmasınlar da” mantığı ile uyuşuk yaşayanlar var. El uzatmayan, dönüp de şöyle bir arkasına bakmayan “Bana ne, aman be” diyerek ömür tüketenler çoğaldı. Hadi sizi de öyle kabul edelim ama işin ucu size dokununca “Arkadaş, baksana be” demeyiniz sakın. Yoksa ters giden işlerinizi başkaları mı hallediyor?

Yaramazlık yapan çocuğu sevdiğim kadar, ne kadar da kendimi zorlasam şmarık olanları sevemiyorum. Yetişkinlerin de terbiyesiz olanını değiştirebileceğimi sanmıyorum. Onlar ancak kendi kendilerini frenleyip düzeltebilirler.

Asrın hastalığı saygısızlık ise bence bilgisizlikten, düzen bozukluğundan, ortamdan kaynaklanıyor. Megalomani ile beslenen bir duygu olsa gerek. Zor, çok zor, bu model bana göre değil, çekilebildiğim kadar geriye çekiliyorum, tahammül edemiyorum.

Ya görgüsüzlere ne demeli? Tek suçlu kendileri mi? Hayır, onları ancak eğitildikten sonra oturtulacak koltuğa önceden yerleştirenler daha suçlu çünkü eğitimlerine fırsat tanımadan o insanları menfaatleri doğrultusunda kullanıyorlar. Ama, temel sarsılıyor. Ufak tefek görgüsüzlüklere katlanmayı öğrendik. Görgüsüzlük zaten cehaletin yavrusu ve ancak kişinin kendi arzusu ile düzeltilebilir.