Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Hasretle bekleyen kuşlar

04 Ağustos 2016, Perşembe - 14:46
Atatürk Havalimanı'nın Dış Hatlar Gidiş kapısının önünde duruyorum. Gün doğmak üzere ve dizlerimin bağı çözülüyor adeta. Yere yığıldım yığılacağım. Yanımda eşim, onun da yüzü çarşamba pazarı gibi. Biricik kızımızı yurt dışına uğurladık bir aylığına. Az önce çocuğun yanında türlü şaklabanlıklar, espriler yapan anne baba biz değildik sanki. Kolu kanadı kırık, endişeli iki kukumav kuşu misali dikiliyoruz öylece. 24 saatlik uykusuzluğa direnme çabasıyla cafeden aldığımız kağıt bardaklardaki kahvelerimizin yanında, birer sigara yakıyoruz stresimize derman olacakmış gibi ellerimiz titreyerek.
Uçağa binmeden önce geziye katılacak öğrencilerin velilerinden duyduğumuz havadisleri kastederek "Yahu nasıl iş, çamaşır mı yıkayacak el kadar çocuklar?" diyor eşim. Kız babası olmak kolay değil tabii, tebessüm edip "Derede çitilemeyecek, makinede yıkayacak, ordan da kurutmaya atacak altı üstü." deyip ekliyorum "Zorlanmayacaktır, deniz dönüşü havlularını çamaşır makinesine atıp yıkamayı öğretmiştim, tesadüf oldu bak." "Ne anlar benim kızım çamaşırdan?" diyor sağ elini alnına götürüp. 'Hay başıma gelenler!' der gibi. "Sanırsın uzay mekiği kullanacak, abartma." diyecek oluyorum, esefle kınar gibi bakıp "On üç yaşında çocuğa çamaşır mı yıkattın?" diye paylamaz mı? Kaşlarımı çatıp "Evet kötü anneyim, işkence ediyordum kızımıza sen evde yokken!" diyorum dik dik bakarak."Yemek de yapacaklarmış o nasıl olacak?" diye yeni endişesini dile getiriyor bu kez. "Makarna haşlamayı, domatesli sos yapmayı, omlet pişirmeyi biliyor.
Orda da yeni şeyler öğrenecektir. Nazi kampına gitmedi bir rahatla artık ama yaa, germe beniii"  diye söyleniyorum. Gözlerini kısıp "Kızım makarna, omlet pişiriyor ve benim haberim yok? Pess!" diyor sitemle. Kahvemden kocaman bir yudum alıp "Yaptığı keklerden, kurabiyelerden yemişliğin çok ama değil mi Sevan Bey! Löp löp mideye indirirken iyiydi!." diye çemkiriyorum. Ellerini yukarı kaldırıp "İşe bak usta, kızım çamaşır yıkayıp yemek yapıyor benim haberim yok" Gözlerimi devirip "Bir bilsen senden gizli ne dolaplar çevirdiğimizi" diyorum. Kaygılı bakıp, "Aklım almıyor, akşam yurttan çıkıp kendi başlarına dışarıda yemek yemek de neyin nesi?" deyip en gerildiğim konuya parmak basıyor "Kırk kez sordum hocalarına, küçücük ve çok güvenli bir yermiş Siena, içiniz rahat olsun deyip durdu adamcağız.
Gelme üstüme be adam, kaşıntım tuttu yine." deyip kolumu kaşıyorum uyuz kediler gibi. Uçak havalandı havalanacak, tüm veliler evlerinin yolunu tuttu çoktan. Önümüzdeki taksi durağı vızır vızır çalışıyor. Ellerinde valizler yolcular güvenlik girişine ulaşmak üzere telaşla yanımızdan geçiyor.  Biz desen girişte kazık çaktık. Kahve, sigara zehirlenmesinden öleceğiz, yakındır. Nihayet arabamıza atlayıp yola koyuluyoruz.
Çıt çıkmıyor ikimizden de. Geçen sene ilk kez yuvadan uçup, on beş günlüğüne geziye gittiğinde hasretten kızımın giyisilerini koklayışım geliyor aklıma. 30 koca gün nasıl geçecek onsuz? Sessizliği bozup "İyi mi yaptık yollayarak bilmiyorum, kocaman bir boşluk var içimde" diyor eşim. Yutkunup "Bir hedefi var çocuğun, elimizden geleni yapıyoruz biz de. Sadece dil öğrenmeyecek orda. Kendine yetmeyi, ayakları üstünde durmayı, parasını idare etmeyi de öğrenecek. Yeni arkadaşlar edinip sosyalleşecek, bilmediği bir kültürle tanışacak.
Tanrı bize ömür verdikçe yanındayız ama biz yokken de başının çaresine bakabilecek donanımda olmasını sağlamak değil mi görevimiz? Bunlar için göndermedik mi çocuğu?" derken  istemsiz akıyor birkaç damla gözyaşım. "Tamam tamam, ağlama" deyip kağıt mendil uzatıyor ... Üç koca günü devirdik ondan uzakta. Nihayet wi-fi bağlantıları sağlanıp kuru telefon görüşmesi haricinde neşeli yüzünü de görüp çektiği videoları izleyince dün gece, derin bir ohh çektik ikimiz de. Şafak 27! Sayılı gün geçecek, kollarımıza alacağız yine evladımızı hayırlısıyla.
İlk kısa uçuşları bunlar. Bir gün bizim de zamanında yaptığımız gibi kendi yuvasını kurmak üzere kanatlanana dek, kim bilir ne şafaklar sayacağız. Yaşadıkça, tecrübe ettikçe sevgim, müteşekkirliğim artıyor anne babama. Mobil telefonların, internetin olmadığı dönemlerde bin bir karın ağrısı çekmiş olmalılar kardeşimle beni büyütürken. Kocaman, koskocaman sarılıyorum bu yaşa gelmemde can simidim, rehberim olan aileme. Yüreğim her daraldığında olduğu gibi kollarına atacağım birazdan kendimi huzur bulmak için. Mamaa babaa kahveyi koyun çabuk, geliyorumm...