Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Eski Sandık
İmre Gaffaroğullarıİmre Gaffaroğulları

Hasret yüklenmiş şehir...

05 Ocak 2014, Pazar - 19:29
Merhabalar yeni yılın bu ilk yazısında  neler paylaşayım dostlarla diye düşünürken birden aklıma geçenlerde rastgeldiğim bir yazı ve ardından da ben dahil birçok kişinin yaptığı birşey geldi. Efendim o yazıda şehirlerin ve gemilerin birçoğuna bayan isimlerinin verilmesinden bahsediliyordu ve  bunun en önemli nedeninde kısaca  erkek egemenmiş gibi görünün bir dünyada kadınlara verilen değerin birkez daha altının çizilmesiymiş. Şimdi buradan hemen Türkiye de ki  bazışehir isimlerine ve vapur isimlerine takıldım kaldım:
Kocaeli, Gaziantep(hoş bu şehirde gazilik ünvanı kadın veya erkek ayrımı olmadan verilmiş olabilir) Tokat, Mustafa Kemal Paşa, bazı vapurlarda Kaptan Rıza, Burhanettin Besçeli, Asım Kaptan...
Sadece dikkatimi çeken kadın isimli olanlar kişisel tekneler ki tuhafdır bu teknelerde de;  Siyah gözlüm, Tutkumsun, Delidivane gibi adlara rastlamak  mümkün.
Aslına bakarsanız bütün bunların dışında yazarlar, şairler şehirlere dair  betimlemelerinde onları  yaşayan varlıklar en  çok da kadınlarlara benzetirler, ama  genellikle bitiremedikleri,i çlerinde kalmış duygular, pişmanlıklar veya edemedikleri vedalara affen. İşte tam bu noktada  bu yazıma başlarken  bende  İstanbula ait birşeyler yazma ihtiyacı içinde  birazdan okuyacağınız cümlelerle başladım karalamaya  ama anladımki tıpkı benden öncekiler gibi kendimde  O güzelim kente dair tanımlamalar yaparken bile aslında kendimle olan içhesaplaşmama alet etmişim. İyi olan tarafı şudur ki daha bu yazıyı bitirmeden meselenin  bende olduğu idrakine varmam  kadınlar yada İstanbul da değil ; hoşça ve dostça kalın.
Bir yanım hep sende kaldı İstanbul, şehirlerin en güzeli. Bazen kızıyorum nedir paylaşamadığım bu güzel kentle.
Ve diyorum ki kendi, kendime bak yıllar, insanlar, kavimler eskitmiş mi onu  hala bir genç kız edasıyla kızkulesinden gözkırpıyor,  bize endamlı, nedir bu hırs  ona dair çok mu çekici olması sevgilin gibi yoksa, çocuk masumiyetimi Salacak plajındaki hatıraların...
Kumkapı meyhanelerindeki o eski şarkılar mı?
Yoksa adam gibi adamların tırmanmaktan yüksünmediği Babali yokuşu mu?
perası, çiçeği, lavinyası, tramvayı yoksa yanıp sönen istiklal ışıkları mı?
Haydi söyle daha ne durursun bre namert zaman, galata üstünde balık tutanlarımı bu kafa tutuş sebebin? Yoksa surlar ardında kartondan evlerinde
hayata mülteci tinerci çocuklarmı bu şehri güzelin ayıbı?  Yoksa sendemi Yeşilköy de el sallandın uçup giden sevgilinin ardından, İstanbul  vurdum duymaz gibi , kimbilir adalarda  bir dem aşkı  taddın sende eskiler gibi.
Şimdi varsa artık eteğinden dökülecek taşların  bekleme, belki de Erenköy de eski bir konağın bahçesinde yağmur ıslatırken  tenini bıraktın sende  bıraktın çocukluğunu kimbilir. Belki de o çocuk zaten hep kendim de   farkında değildim olan bitenin.
Kolay olanı seçmek, tüm yükünü hayatın vurmak İstanbul*a haksızlık değil mi? Sevdiğim tüm şeylerin hatırasına  dürüstlüğü seçip yine de ve söylemeli çekinme zamanı değildir an konuşma derdini anlatma sırası.
Merak etme ey yazan nasılsa İstanbul seni dinler, kimlere kucak açmadıki
muhterem, nazlı, edalı siyahında bile  beyazı, saflığı güzelliği saklayan o
güzel kız, boğazının mavisinde gözlerini martısının kanatlarında özgürlüğünü yaşatan  sevdiğim şehir, sevdiğim kadınlar, dostlarım
sevdiğim herşey gibi...
Sen anlat İstanbul  seni dinler, dinler...
05.01.2014 /izmir  İG