Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Hangi makamdan çalacağız...

06 Ekim 2015, Salı - 16:32
Yıllarca kütüphanede kalmış iki defter. Kapakları solmuş, yaprakları sararmış, el yazımla seve seve doldurduğum sayfalardan çoğu birbirine yapışmış. Titrek ellerle tuttum defterin bir ucundan ama kapağını açmaya cesaret edemedim, yüzüm tutmadı, ne de olsa o sayfaları ben doldurmuştum ama onları terk eden, kütüphanemin bir köşesine atıp yüzlerine bakmayan yine ben oldum.

Ne kadar kötü huyum var. Duygusuz, gamsız, düşüncesiz olamıyorum. O defterler neden hayatımdan çıktıklarını, benim uzun yıllar vaktimi nelerle doldurduğumu bilmiyorlar ve yalnızlığa itiliş nedeni olarak haliyle beni yanlış değerlendiriyorlar. Defterleri alıp çocuk gibi bağrıma bastım. Bilmiyorlar ki hayatta ne kadar azimle çabalasak doğaya karşı bir sonbahar yaprağı kadar aciziz. Kadercilik kisvesi altında tembellik ve beceriksizlik yapan sonbahar yaprağı er veya geç kendisini yerde bulur ama hayat arenasında rüzgâra karşı direnen yaprak, dalında kurur.

Şen şakrak günlerimi canlı tutan defterlerim, sizi ben terk etmedim, öyle nankör bir kişiliğe sahip değilim. Sizler beni coşturdunuz, bana nefes oldunuz, ruhumu ferahlattınız, aşkımı yaşattınız da ben mi vefasız oldum? “Madem sen değilsin, o zaman buna mecbur eden, mecbur kalsın” diyeceksiniz. Son nefesime kadar mecbur kalsın ve kalacak derdim ama bu kez karşımda canlı bir insan yok. Hayatın dengesini kuran biz değiliz. Aşkla itaat etmemiz gereken, karşı gelinmez O yüce güçtür.

Yarım asırlık defterlerimi yirmi dokuz yıl sonra açtım. Türk Sanat Müziğinin klasik eserlerini makam makam deftere dökmüşüm. Notalar birbirine karıştı, diyezler, bemoller, nakaratlar nağme nağme karşıladılar beni. Gönül bahçemdeki tüm çiçekler mevsim tanımadan birden rengârenk açtılar. Kanunun tıngırtısı, udun hüznü, kemanın yüreğimi sızlatan titrek sesi makamlara karışıp beni hüznümle, gamım, kederim, şaşkınlığım, sevdam, sevgim, aşkımla sarmaş dolaş bıraktı. Her kanunla taksim geçildiğinde, duygularım dalga dalga vefasızlıklara, umursamazlıklara, yalanlara, güvensizliklere ve boşa harcanan yıllara takılıp kaldı. Sahne açıldı, saz heyeti yerleşti, ses sanatçıları birer birer gözlerimin önünde canlandılar ve aniden bir şarkı döküldü dudaklarımdan
……………..Gönlüm yaralı, bilmiyorum yar bana ne oldu………..
……………..Gül renkli yüzüm aşkın için bak yine soldu…………….

Defterime kavuştum ama bilemiyorum ne zaman ve hangi makamdan başlarım şarkıları geçmeye ve hangi şarkıları hangi duygularla okurum. Artık her beste, her güfte gönül telimizi ayrı ayrı titretecek, anıları önümüze serip hepimize gönül muhasebesi yaptıracak.