Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Hayatın Cümlesi
Hilal KorucuHilal Korucu

Hamurumuz aynı...

20 Ocak 2014, Pazartesi - 00:27
Toprağın tadı da tuzu da insanıdır. Doğduğu toprağın rengidir, kokusudur, dokusudur Ademler Havvalar. Orada nefes alır, orada can bulur. Olur da uzak düşerse hep biraz eksiktir. Kavuşmaktır tam olmanın, var olmanın çözümü. Ana rahminde tutunduğumuz göbek bağı kesilip de toprağa gömüldükten sonra oradan nefes almaya başlar, oradan tutunuruz hayata. Anamızın bedeni kadar sıcaktır üzerine doğduğumuz topraklar, onun kadar besleyici.
Bu yüzden insanlığın yaşadığı en büyük zulüm sürgündür bana göre.  Bu bazen bedenen bazen de ruhen uzaklara göndermektir. Yurt kendimizi güvende hissettirir bize. Eğer bu duygumuz eksilmiş, yara almışsa sürgün hali başlamıştır bizim için.
Anadolu’nun bu kadim toprağının yeşerttiği, onun kokusunu onun dokusunu alan bir yürek,  güzel bir adam nefes alıyordu bir zamanlar bu ülkede. Adı Hrant Dink’ti. Herkes iyi konuştu arkasından o göçtüğünde bu dünyadan. Tanıyan tanımayan yüzbinlerce insanın yüreği sızladı onun kaldırıma yüzükoyun uzanmış cansız bedenini görünce.  Biz oyuz dedi yine o yüzbinler…  Ama ben kendim olarak da ona yapılan haksızlığa karşı direndim dilimle kalbimle.
Ürkek iyimserliği ile bu ülkede güvercinlere dokunulmayacağına inanıyordu o. Ama bilmiyordu katilini yaratan karanlığın o güvercinleri de katlettiğini. Son nefesinde bunun farkına vardı belki de…
Adalet tecelli etmedi henüz. Onun ruhu rahat mı bilmiyoruz. Bağışlamıştır belki arkadan ensesine uzanan o elin sahibini ve diğerlerini. Tıpkı can yoldaşı Rakel Dink gibi o da bir çocuğu katil yapan karanlığa sitem ediyordur.
Ama bu ülkenin boynunun borcudur, korumayı başaramadığı Hrant Dink’i yarı yol yarı menzil bırakanlardan hesap sormak. Yüce Allah Kur’anı Kerim’de “ Bir masumu öldürenin tüm insanlığı öldürmüş hükmündedir” diyor mealen. Hrant Dink bir masumdu ve bu ülkede haksızca yaşama hakkı elinden alınmışların trajik halkalarından biriydi.
Bizim yıllarca birbirimizi incitmemizin nedeni, cinnet ortamında birbirimize uzak mesafeden bakmamızdı. Hrant Dink ile ilgili yapılan birçok yorumda dikkatimi şu cümle çekmişti “ katili tanısaydı eğer, asla onu öldüremezdi“ .
Bakmayın siz her iki toplumun siyasi ve bürokratik ağızlarının esip kükrediğine. Devletler düşmanlık, toplumlar dostluk üretir. Bizim hamurumuz aynı toprakta karıldı.  İtmekten daha çok çekeriz birbirimizi. Türkümüz çeker, aşımız çeker, kokumuz çeker, dağımız çeker, acımız çeker…   
Düşmanlığa koşullandırılmış beyinlerimize karşı, vicdanlarımızın bize adil ve bağışlayıcı olmayı öğütleyen sesi artık giderek yükseliyor
Ama tüm bu acının ortasında yeşeren bir güzellik vardı. Dink’in uğruna hayatını feda ettiği o  halkların buluşması gerçek oldu gidişinin ardından. Bugün Hrant Dink’in arkasından her inanış her ırka mensup insan ah ediyor, sürek sızısını döküyor satırlara dizelere… Yaşatılıyor Dink’in saf Anadolu delikanlısı yüreğinde sabırla taşıdığı barış umudu. Herşeye rağmen bu topraklarda  yatıyor o. Kalmak uğruna can verdiği bu topraklarda.