Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Hadi dön ve bak ona...

18 Ağustos 2013, Pazar - 21:57
Kötülük ve karanlık belki de insanoğlu var olduğundan beri hepimizin en büyük sorunlarından biridir. Karanlık ve kötülük herkesi her yaşta etkilemeyi ve korkutmayı başarabilir. Günümüzde de maalesef neredeyse dünyanın her yerinde bu durumla karşı karşıya kalabiliyoruz. İnsanların bitmek bilmeyen kin, hırs ve nefret duyguları, güç ve ego savaşları karanlığın her gün yaşanmasına yol açıyor. Bu durum da bütün toplumun belli bir kaygı ve korku seviyesinde yaşamasına yol açıyor.
Aslında karanlık korkusu çok erken yaşta başlar. Çocukların birçoğu bu korkuyla ilk defa gece ışıklar kapandığında tanışır. Büyüdükçe, dış dünyada şahit olduğumuz ve yaşadığımız olumsuz olaylarla oluşan karanlıktan kendimizi korumak adına sanal bir kürenin içine hapis oluruz. Güvende olma ve hayatta kalma isteği sürekli olarak arka planda var olan temel duygularımız haline gelir. Dış dünyayı aslında bir tehdit olarak algılarız. Bu durum hepimizin ortak noktalarından biridir.
Ancak dış dünyadaki karanlıktan kendimizi korumaya çalışırken hepimizin görmezden geldiği ya da görmek istemediği bir gerçek vardır. O da kendi karanlığımızdır. İçimizde barındırdığımız korkular, kin, öfke ve nefret duyguları, zarar verme istekleri ne kadar inkâr etsek de hepimizde mevcuttur. Zaten dış dünyada yaşadığımız karanlık tamamen insanların iç dünyasının dışa vurmasıyla ortaya çıkmaktadır. Korkmuş bir toplumda büyüyen çocuklar aynı programı bir sonraki nesile aktararak döngünün süreklilik kazanmasına yol açarlar. Ancak kendisini kötülük ve karanlıktan arındırmayı başarabilmiş bir nesil, aydınlığın hâkim olduğu yeni bir döngü yaratmayı başarabilir.
Carl Jung,  “Kendi karanlığınızı bilmek, başkalarının karanlığıyla başa çıkmanın en iyi yöntemidir.” sözünü söylerken çok açık bir şekilde bu durumu özetlemiştir.
Aslında o kadar dışa dönük yaşıyoruz ki hangimiz kendi karanlığımıza gerçekten bakmayı başarabiliyoruz? Hangimiz kendi içimizde de karanlık duyguların var olduğunu kabullenebiliyoruz? Kötü bir insan olmayabiliriz, hatta tüm aydınlığımızla yaşıyor da olabiliriz ancak hepimizde bir önceki nesilden ve çevreden aldığımız olumsuz duygular istesek de istemesek de vardır. Damarımıza basıldığında, birisi kalbimizi kırdığında biz de aynısını yapmak isteriz, intikam almak isteriz. İçgüdü haline gelmiş bu davranış kalıpları kişisel değildir ama içinize biraz bakarsanız o duyguların orada var olduğunu rahatlıkla görebilirsiniz.  O yüzden başlayacağımız nokta yani başka bir deyişle sıfır noktamız kendimizdir. Kendi karanlığımızla yüzleştikçe, sonsuz ışığımız tüm gücüyle ortaya çıkacaktır. Yazımı Osho’nun sözleriyle bitirirken hepinize aydınlık bir yaşam diliyorum.
“Sana söyleyeceğim bir tek şey var:

 Kendi karanlığından korkma. Hepsi sensin. Dışarıda tehlike yok. Hiç kimse zarar veremez sana. İçindeki karanlığa dönüp de bakabilirsen, aydınlanacaksın. Hadi bu kez dön ve bak ona. Yüzleş. O zaman ne yalnızlıktan, ne ölümden, ne de düşlerinden korkacaksın. Özünü anlayacaksın. İşte o zaman kendi gerçeğini dünyaya haykıracaksın. Kendi küçük hikâyeni, tüm tevazusu ve güzelliği ile yaşayacaksın.  
En özgün olanın tam da senin hikâyen olduğunu bileceksin. İşte o zaman kendini ve tüm seçimlerini çok seveceksin. Korkma karanlığından. Hadi dön ve bak ona. Yalnızlığından kaçmak için başkalarına sığınma, kendini bitmez işlere ve etkinliklere boğma ve aynaya bak hadi. Konuş kendinle. Senin ötende ve dışında değil yaşam dediğin. Tam da içinde…  
İçindeki tutkuları izle, izle ki hangi rüzgârlarla yol alacağını bilesin. Onlar sınırları aşma maceranda iç haritan; belki en çözümsüz hissettiğin karar anlarında. Kalbin onun için var, bunu hatırla ve bil ki tutkuların, seni sen yapan yolda önünü görmeni sağlayan ışıkların…”      OSHO