Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Görmeyen bilmez...

28 Mayıs 2013, Salı - 00:43
Amerika’da yaşadığım dönemden bir okul arkadaşımla yazıştım geçenlerde.’’Kalk gel de yüzünü görelim’’ dedi.
’’Sen gel asıl’’ dedim ‘’Türkiye yi görürsen çok seversin, hele istanbul’u görsen aşık olursun’’
“Şaka yapıyor olmalısın’’ demez mi… Elin Amerikalı’sı ne bilir ki Türkiye hakkında. ‘’Terör var ‘’dedi… ‘’Genç kızlar namus yüzünden öldürülüyor orda’’dedi.
Öylece kalakaldım. Ne güzel tanınıyor canım ülkem. ‘‘Bilmediğin yüzü var ülkenin’’dedim…  ‘’Hiç Türkçe şarkı dinledin mi?’’ diye sordum. ‘’Hayır dinlemedim, Arapça gibi mi?’’ dedi. ‘’Pek çok tarz var gel sana sevdiklerimden birkaçını dinleteyim’’ deyip Şebnem Ferah, Sertab Erener, Teoman videolarının linklerini yolladım. Hayret etti. Doğduğum yer olan, Kınalıada’nın belgeselini , Kız Kulesi, Boğaz Köprüsü, Kapalıçarşı, Sultanahmet Camii gibi İstanbul’un incisi birkaç can alıcı yerin resmini gönderdim. Ardından Peribacaları’ndan girip, Bodrum’dan çıktım. ‘’Burası da ülkenin güneyi’’ dedim. ‘’Peki rahat mısın orda? Ülkenin çoğu İslam, azınlık olmak nasıl? ‘’ diye sordu. “Ülkemde ciddi bir kültür mozaiği var. Herkes bir diğerine saygılıdır. Bayramlar, özel günler birlikte kutlanır’’ dedim, şaşırdı.
Kızım doğana kadar on senelik bir sürede, mesleğim sayesinde Amerika’sından tut, Avrupa’ya, Uzak Doğu’sundan  Afrika’ya pek çok yer gezme şansım oldu. Bunlar içinde Roma başkadır gözümde, bir de Los Angeles. ‘’Hadi gidiyoruz’’ dense düşünmeden yaşarım bu iki muhteşem şehirde…Ama  insanın doğup büyüdüğü yer, atalarının yaşadığı topraklar bir başka… İstanbul şu dünyada yaşanılacak en güzel şehir gözümde.
Başkaları  ne düşünür bilemem, bilmem kaç göbek İstanbullu bir ailenin evladı olarak, benim İstanbul’um Boğaz’a karşı rakı balık demek, kültür, sanat, eğlence metropolü demek. Midye dolmalı, topikli, şakşukalı , beğendili kebaplı zengin sofrası olan eşsiz şehir demek.
Zaman ilerliyor, her şey değişiyor…Dedemin gençliğindeki gibi Pera’ya fötr şapkayla, eldivenle çıkılmıyor belki ama İstanbul yine aynı İstanbul. Müslümanıyla, Gayrımüslüm’üyle, rakısıyla, ayranıyla, türküsüyle , rock müziğiyle daha da bir harmanlanmış, daha da yoğrulmuş… Diyeceğim o ki, istanbul’u dinliyorum gözlerim kapalı… Bir de rakı şişesinde balık olsam…
Gelip görmeyen bilmez...