Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Gönül şarkıları koptu...

25 Şubat 2014, Salı - 21:14
Bugün benim doğum günüm. Doğduğum ev hala duruyor. Kocaman bir demir kapı, yüksek tavanlar, bir türlü erimek bilmeyen caddedeki karı balkonundan seyrettiğim, komşularımı tek tek hatırladığım, yokuşunu bile özlediğim o yerde, nereden kaynaklandığını çözemediğim çocukça sıkıntılarımdan başka derdim yoktu.
O bina tadilata ve eklemelere rağmen, işlemeli demir kapısı ve oturduğumuz kat şeklini aynen muhafaza ediyor. Niçin düşünceli ve keyifsiz olduğum zamanlar o ev hala eski haliyle rüyalarıma girer? Niçin çocukken bana “Sosig” diyen amcaları ve teyzeleri düşünürüm hep? Onlar mı beni sevdiği için, yoksa benim mi onları sevdiğim için?
Hayat ne ki? Herkes kendi romanını yazıyor. Elimizde bir kalem, durmaksızın defteri karalıyoruz. Bilmiyoruz ki edebiyat yapacak daha kaç sayfamız kaldı. Buna rağmen günlerimizi ne kadar da güzel harcayabildiler. Şüphesiz ben kendi yaşadıklarımdan yola çıkarak bu duygulara kapıldım. Neden buna izin verdik? “ Bu ne der, şu ne der” felsefesi ile çocuklara özgüven kazandırılmadı, özgürlük kısıtlandı. Hayatımızı yönlendiremedik. Sosyal engellerin yanı sıra ailevi yasaklarla da uğraştık. Çoğu kez de dalgaya geldik, dümeni elimizden kaptırdık. “Ben bayrakları açmıştım” demek kolay. Kime, hangi güce, hangi imkânlarınla bayrak açıyorsun?
Yıllar ne çabuk geçti demek adet olmuş. Bence pek de çabuk geçmedi. Örgülü saçlarına kıyafete uygun renklerde kurdelelerle gezen küçük kız kolay büyümedi. Onun duyguları, korkuları, endişeleri vardı. Başını çevirip de etrafına bakacak yaşa geldiğinde her şeyin şeffaf olmadığını fark etti. O çocuğun içinde büyüttüğü bir çiçek vardı, goncasını gizli gizli hayalleri ile büyüttü, düş kurarken bir yandan da hayatı çözmeye çalıştı.
Sevildi de, Bir evlâdı iyi yetiştirmek ilkesi ile eğitimine, öğretimine özen gösterildi. Sanatla tanıştırıldı. Ya ruhsal yapısı, ya dilekleri, ya yüreğindeki ummanlara sığmayan dalgalanmalar, hayatın sunduğu fırsatlar, ya sıkı sıkıya sarılmak istediği hayalleri aşkları….
Bunlar dar bir çerçeve içinde kurallarla kısıtlı bir yaşam tarzına hapsedildi. Sosyal yaşamın baskısı aileyi de etkileyebilen o dönemde bazı ebeveynler çocuklarına koruma amaçlı müthiş bir baskı uyguladılar.
Psikolojik etkenler de devreye girince aile evlâdına kişilik tanımıyor. Çocuğun adı yoktur. O çocuk Ayşenin, Marinin, Vikinin kızı veya oğludur artık. Bu nedenden dolayı aile arasında çatışma bile olsa pek bir şeye yaramıyor çünkü bir taraf doğru davrandığına kanaat getirdiği yoldan inatla, hırsla, inançla ilerleyerek elindeki hamuru yoğurup kendisine evlât değil, adeta mürit yetiştiriyor.  Aynı dönemde gayet özgür yetiştirilmiş olanlar da bu kez özgürlüğe doyamadılar. Bence, özgürlüğün fazlası, yalnızlıktır, bazen de uyumsuzluk.
İşte o kurdeleli zeki kız git gide şizofren bir yaşamın kendisini beklediğini fark edip ruhunu saran bu zincirin ancak birkaç halkasını kırıp, arkadaş edinebiliyor ve kendisine bir hayat kuruyor.
Mevsimler birbirini kovalar, gün gelir bir söze, bir edaya, bir elâ göze meftun olursunuz. Yüreğiniz çarpar, bahar çiçeklerinin kokusu benliğinizi sarar. Sevgidir bu, sıkı sıkı kucakladığınız bir yürekle mücadeleniz i paylaşırsınız. Bir kuş tüyü kadar hafifler yaşamınız.
Hayat yolunda kar yağar, yağmur yağar, seller akar, lodoslar, fırtınalar güneşi engeller fakat gün gelir bulutlar dağılır, yıldızlarla geceniz mücevher gibi parlar, ay ışığının hüznü sizi yatıştırır, yüreğinize huzur dolar ve mor bir sabahtan sonra gün ayar. O gün sizin için doğmuştur.
Bugün benim doğum günüm.  Zannedildiği kadar çabuk geçmedi bu hayat. Doğanın bir parçasıyız biz, tipide yürümesini, kırlarda gezerken de şükretmesini bilmeliyiz.
Gönül şarkıları koptu bu dudaklardan, yürek yakan ezgiler göz yaşarttı. İnsanlardan koparcasına hayattan korktuğum anlarda bir kardeş eline uzanırcasına sanatla uğraşmak bana şevk verdi. İnançlıyım, dualarım Tanrı katına ulaştı. Güldüm, kahkahalarla güldüm, sevdim, bir insanın sevebileceği kadar, özledim, yüreğim taş kesilene kadar, ağladım, gözyaşlarımı kurutacak kadar. Anlaşamadığım da oldu benim ama kindarlık nedir bilemedim.
Şimdi yitirdiğim sevdiklerim bir bir geçiyor gözümün önünden. Ben onları kaybetmedim, yüreğime hapsettim, sevgilerini hatıralarıyla besledim. Yıkıldım… tekrar ayaklanmak, sorumlulukları yüklenmek kolay olmadı. O kadar da çabuk geçmedi bu hayat.
Bugün benim doğum günüm. Yeni bir dönem başlıyor, aklımda, zihnimde, yüreğimde ve hayatımda. Ömür Tanrının emrinde ama yaşam, benim isteklerime, benim kararlarıma boyun eğecek. Gücüm yettiği müddetçe uğraşlarımla iç içe yaşayacağım. Yüreğimde taşıdığım sevgi gücü ile aklımın ermediği her ne varsa gülüp geçecek, sevgimi kazanana yüreğimi vereceğim.
Yüce Tanrımın izniyle, ömrümün son noktasına kadar anne, son gününe kadar insan, kalbimin son atışına kadar sevgi olabilmem için dua ediyorum çünkü bugün benim doğum günüm.