Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Konuk Odası
Sosi CindoyanSosi Cindoyan

Gönül koyduğuma susmam...

14 Şubat 2015, Cumartesi - 14:48
Keşke yalnız zamanı doldurmak için sıkılsaydım. Sabah uyandığında “Bugün ne yapılır, of!” diyenlerden mi olsaydım? Kendisini bir şeye sınırsız kaptıran veya oyun masası olmadan yaşayamayan, televizyonun karşısında uyuşan, kafasına bir şeyi takıp, biraz da ben gayret edip hayatıma renk katayım demeyen, diyemeyen birisi mi olsaydım acaba? Başkasının hayatına karışan, evlâdının yoluna barikat geren, başka hayatlardan örnek alamayan, yalnızca kendi fikirlerini öne süren, çağına ayak uydurmak istemeyip, gerisinde kalmak için inatlaşan birisi mi olsaydım?
Sıkıntım yalnızca zamanı dolduramamaktan kaynaklansaydı keşke. Oysa, sabah uyandığımda ilk işim o gün yapacağım şeylerin listesini beynime kazımak oluyor. Eksik yaptığım bir şey varsa, işte o zaman canım sıkılıyor. Tek uyuştuğum yer yazın denizin karşısında tükettiğim zamanlar oluyor ki orada sıkılmıyorum çünkü elimde kâğıt kalem olmadığı zamanlar bile beynime destan yazıyorum. Oyun masası beni cezbetmiyor. İnternet ortamında bile oyuna vakit ayırmadım. Televizyona gelince, fazla süreklilik istemeyen programlar beni sarıyor. Dizilerin amansız takipçisi değilim.
Kafama takılan şeyler var, olmaz mı? Benim de acılarım, mutsuzluklarım olmuştur ama benim derdim bende kalsın, yüzüm gülsün isterim. Hayatın güzel taraflarını da yaşadım. Evlâdım baş tacımdır. Ben ve eşim evlâdımızı sadece besleyip büyütmedik, onu yetiştirdik. Şöyle ki kendi kendisine yeten ve insani vasıflara haiz bir fert olarak kaç yaşına gelirse gelsin sadece yolunu izlerim ve onun en ufacık sıkıntısı, beni boğar.
Yaşadıkça insanın fikirleri de değişiyor. Çağımız değiştikçe ona uymak zorundayız. Sıkılıp başkalarını da sıkacağımıza kendimize yeni uğraşlar seçmeliyiz.
Eğer yalnız zamanı doldurabilmek için sıkılsaydım, sevgiden, duygudan, zekâdan, beceriden yoksun olurdum. Hayatımın dümeni başkasının elinde olurdu ve ben günümüzde olan bitenden bi-haber adeta evin bir objesi olurdum.
Evet, sıkılıyorum. Geçmişteki acılar beni üzüyor. Niçin’in, neden’in cevabı yok. Hatıralar silinmez ama biliyorum ki ben bu günü yaşıyorum ve hala bugünü yarına bağlayan ince bir bağ var.
Sıkılıyorum çünkü insanlar yalan dolanla karşısındakini aldattıklarını sanıyorlar. Yalan insanın yüzüne vurulmamışsa, benim için demek ki o insandan hiç ümit yok.
Sabırlıymışım. Kim demiş bunu? Benim ağzımdan söz bir kez çıkar. Bu nedenle kendime zaman tanırım. Değer verdiğim, gönül verdiğim, gönül koyduğum şeye susmam. Sürekli susmak kabullenmek demektir. Kabullenmek de bazen kaçıştır. Susup susup da menfaat kollayanlardan da değilim, değildim ve olamadım.
Evet, sıkılıyorum. Belirsizlikler beni sıkar. Hayat kısa. Benden çalınan hayat varsa, kimsenin ömrüne güneş olmaz, aksine bulutlara karışıp fırtına estirir.
Zaman doldurmakta değil zamansızlıktan sıkılıyorum ve hayatımı bir noktaya bağlamak istiyorum. Ne yazık ki yapmak istediğim veya özlemini çektiğim şeyler var. Tüm bunları bir noktada toparlamak istiyorum.
Yaşarken rastladığım insanlar da bir garip. Çoğu kez bir cümleyi beş cümleyle açıklamak zorunda kalıyorsunuz. Sakın şaşırıp da sokakta, orada burada soru sormayın çünkü yeterli cevap alamazsınız. Tanrım, kimlere kardın bizi.
Aman dikkatli ve kısa konuşun. İyi anlaşılmayan tek kelime yüzünden insanlar sinirlerini boşaltmak için saldırgan olabiliyorlar. Gel de sıkılma, gel de beynini yorma, gel de yorulma.
Hep kendimden mi bahsettim? İşte ben buna da sıkılıyorum.