Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Gölgeler ışıkla siliniyor...

21 Nisan 2013, Pazar - 20:34
Bir gölge görünüyor  perdesinin gerisinden. Tam karşımdaki çirkin ve ruhsuz binanın en üst katından. Oturduğum balkonla, bina arasındaki mesafe üç-beş metre var yok. Ne perde ne de gölge kıpırdamıyor. Belli belirsiz bir görüntü. Kadın mı erkek mi? Belli değil.  İnsan mı? O bile belli değil. Sanki ayağa kalkmış bir hayvan. "Deliriyor muyum acaba?"
Bir yudum daha alıyorum önümde duran içkiden. Birkaç kez gözlerimi açıp kapatıyorum. Ovuşturuyorum. Gidip yüzümü mü yıkasam acaba?  Vazgeçiyorum. Gözlerimi açtığımda, gölgenin kaybolmuş olabileceğini hayal ediyorum. Endişelendiriyor beni bu görüntü. İçimi sıkıntı kaplıyor. Bir yandan bekçi düdükleri duyarken, diğer yandan bir el boğazımı sıkıyor adeta.
Eskiden beri sevmem bekçi düdüklerini. Bekçileri değil ama, sadece düdüklerini.. Tüm cesaretimi toplayarak açıyorum gözlerimi. Olacak iş değil! İki tane olmuş gölgeler.
“Ne oluyor be?”
Karşımdaki evin perdesinin gerisinde iki gölge ve ikisi de kımıltısız, öylece duruyorlar. Onlar beni görüyorlar, biliyorum. Perdem yok benim. Hiç olmadı. Belki de olmalıydı. Bir zamanlar almıştım kendime yeni bir perde. Hem de koyu renk.  Dışarıdan bakıldığında göstermiyordu içimi.  Düştü hemen. Bünye kabul etmedi.
"Bu iş böyle olmayacak!"
“Seslensem, gösterin yüzünüzü, bu haksızlık diye bağırsam!”
Ortalık sessiz. Tüm mahalle uyanacak. Böyle bir durumda bile mahalleliyi düşünmek tuhaf doğrusu. Karar veriyorum aniden.
İçkiden bir yudum daha alarak, sokağa atıyorum kendimi. İnsan hiç ayakkabı giymeyi unutur mu? Ben unutuyorum. Hava soğuk, ama üşümüyorum. Belki de üşüyorum, farkında değilim. Şimdi yan binanın dış kapısı önündeyim. Parmaklarım zillerin üzerinde gezinirken, hangi zile basmam gerektiğini bulmaya çalışıyorum. İyi de , kapı açıldığında karşıma çıkana ne diyeceğim?  Neredeyse gece yarısı ..
“Ya perdeyi açın yüzünüzü gösterin, ya gölge etmeyin!  Bu beni rahatsız ediyor mu?”
En üst tarafta, üzerinde “25-26-27” yazan üç tane zil var. Üçünden biri olmalı gölgelerin evi. Yirmi beş yazan zile basıyorum. Açılmıyor.  Bir daha..Bir daha…Bir daha…  Sırayla üç zili de deniyorum. Kimse açmıyor kapıyı.. Çaresiz evime geri dönüyorum.
Savaş kaybetmiş ve herkesin küçümseyerek baktığı  yenik bir asker gibiyim.
Havlayan o köpek sanırım bir arkadaş bulmuş kendine. Şimdi  beraber ve koro halinde havlıyorlar. Bir sabah aynı köpekler yine havlıyor olurlarsa uyandığımda, umurumda bile olmayacak  güneşin doğması. Gecenin devam ettiğini düşüneceğim.
"Canları cehenneme hepsinin!" 
Her şey uçuşuyor zihnimde. Bir deprem yaşıyorum sanki. Düş ve gerçek birbirine giriyor. Düş depremi.
Korkarak çıkıyorum balkona ve gördüğüm manzara karşısında bu kez gerçekten delirdiğimi düşünmeye başlıyorum. Perdenin gerisindeki gölgeler;  “iki, üç,dört değil” sayamayacağım kadar çok olmuşlar ve yine hiçbiri hareket etmiyor.
İnsanlar uzun süre uykusuz kaldıklarında, bu tip durumlarla sık karşılaştıkları ile ilgili bir bilgi geliyor aklıma..Okumuş muydum böyle bir şeyi? Duymuş muydum? Hatırlamıyorum.
Tek düşündüğüm uyumak şimdi. Yatağa doğru harekete geçiyorum.
Fakat o anda ani bir kararla ve belki de tüm gece bana katlanan mızıkaya bir “iyi geceler” anlamında son  kez üflemek istiyorum.  Mızıkayı çalmaya başlamam  ile birlikte gördüğüm manzara karşısında tüm vücudum titremeye başlıyor. Ben nefesimi üfledikçe perde yavaş yavaş açılıyor. Durduğumda, perdenin açılması da duruyor.
Mahalleli umurumda bile değil artık. Avazım çıktığı kadar bağırıyorum.
"Defolun!.
Perde tamamen açılmış ve karşımda  onlarca “ben” var artık. Bir çeşit ayna olmuş karşımdaki evin penceresi. Köpekler  çıldırmış gibi havlamaya başlıyor. Havlamak değil bu. Uluyorlar.  Bekçi düdükleri duyuluyor her yandan. Fırlatıp atıyorum mızıkayı.
Az önce bana eşlik eden arkadaşımı yani.. Fırlatıp atıyorum! On parçaya bölünüyor ve aynı anda önce perde kapanıyor, sonra gölgeler kayboluyor.. Ardından bekçi düdükleri ve köpekler susuyor.
Bu nasıl olabilir? Sürekli olarak bu soruyu tekrar ediyorum. Yatağıma gidecek gücü bile bulamıyorum. Kendimi salondaki kanepenin üzerine bırakıveriyor ve orada uyuyakalıyorum.
Sabahleyin iş yerine ulaştığımda, sıkıcı evraklarla uğraşırken, dün gece yaşadıklarımı düşünüyorum.
Gölgeleri...