Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Çemberin dışı
Cenk UrasCenk Uras

Geziden yürekte kalanlar...

30 Ekim 2012, Salı - 13:49
Urla’da eskiden ticaret yapanların  uğradıkları ve develerini şimdi spor salonu olarak kullanılan arka kısıma bağladıkları yerin ön tarafında orjinal hali restore edilip korunarak bugünlere getirilen ve yemyeşil ağaçların arasından bazen bulutları, bazen de yıldızları izleyebileceğiniz, zamanında Avni Anıl’ın ; “böyle bir yerde uyunmaz!”  diyerek gün doğana kadar şarkılarını icra ettiği, Müzeyyen Senar’ın anılarını anlattığı ve tabi ki hanın sahibi olan, zamanında ise Urla’da berberlik yapan Kemal Bey’in  arkadaşı Tanju Okan’ın sık sık geldiği o avluda rakı içebilmenin keyfi bambaşkaydı.

Bir bölgeye gezi amaçlı gidildiğinde herkesin anlayışı ve bakış açısı farklı olabilir..

Kimisi deniz olsun, bol bol yüzeyim ister, kimisi güzel yemekler yemek ister, kimisi sevdiği ile birlikte güneşin batışına karşı bir kadeh şarap ister vs.

Ancak bana göre gerçek olan şudur ki,  kim ne isterse istesin, eğer gittiğiniz yerin halkı ile dostluk kuramıyorsanız, o gittiğiniz yerdeki  yaşanmışlıkları düşünerek  hayallere dalamıyorsanız, bir köy ise muhtarını tanımadan, oradaki bir köpeği sevmeden, küçük bir kasaba ise esnaf lokantasına gidip bir çorba içerek esnafa ”hayırlı işler!” diyerek iki kelam etmeden zaman geçriyorsanız,  birkaç gün içerisinde oradaki denizden de, güzel yemeklerden de, sevdiğiniz ile birlikte güneşin batışını izlemekten de  sıkılmanız kaçınılmaz olacaktır.

İşte bu düşüncelerle gidildi Urla’ya.. Tarihi çarşısı zamanında rum vatandaşlarımızın  yaşadığı ve Türk’lerin yaşadığı mahalle olarak ikiye bölünmüştü.. Bazı evler yıkık dökük ve neredeyse yüzyıldır hiç el değmemiş ve terkedilmiş gibiydi.. Bazıları satın alınarak restorasyonu yapılmış ve süslenmişti..

Bazı evler ise-ki bence oraya hiç yakışmıyordu-yeni ve sağlam olmasına rağmen, tamamen zevksizlik abidesi olarak insanın gözünü tırmalıyordu.. Eski ile yeninin,  iyi ve kötünün, güzel ile çirkinin bir çatışması vardı Urla’da.. Elbette ki bu anlattıklarım eski Urla diye tabir edilen Urla çarşısı için geçerliydi.. Urla iskele ve Çeşmealtı’ndan hiç söz etmiyorum. Onlar apayrı bir yazı konusudur.



Urla dediğimizde Necati Cumalı’dan sözetmemek olmaz.. Bir dönem Urla’da yaşamış olan Türkçe’nin büyük söz ustası..

Diyelim bir masa var önümde/ Elimde bardak/ Oturmuş içiyorum/ Bardak mı Urla mı tuttuğum?
Bardağı masaya/Tak!/ Vurdum mu vurdum/ Masaya dönüyorum/ Urla, uzak, uzak, uzak
Diyelim oturmuş yazıyorum/  Birden duruyor kalem/  Bir görüntü ak kâğıtlarda/ Ev ev sokak sokak
/Yine Urla oluyor konum/ Bir ağız mızıkam var / Üflüyorum /  Re mi fa sol la/  Bir es mi giriyor araya
Ya Urla?/  Bardak değil o baylar/ Tak!/ Masaya vurduğum/ Hak arıyorum/ Düpedüz hak!/ Bütün mahpus kasabalar/ Küçük ölü kentler/ Soyulan tarla tarla/ Onlardan biridir Urla!/ Yavaş yavaş sarhoş oluyorum...
**

Yeniden otelimize daha doğrusu  hanımıza ve avlumuza dönecek olursak, saat gece yarısını geçmiş ve avluda tek başıma oturmaktaydım..Önümde yarım bardak rakı ve bir yarısı yenmiş bir mandalina  ..
Hava hani şu “ısırıyor” dedikleri türden.. Sessizliği bozan bir ayak sesi duyuyorum ve peşinden avluda görünüyor başlangıçta “bey” olan ve çok kısa bir zamanda amca mertebesine erişen Kemal isimli kişi..
Kısa bir selamlaşma faslından sonra , dün önerdiği iskeledeki balıkçıdan memnun kalıp kalmadığımı soruyor:  Orada yediğim lüferi , bol zeytinyağlı ve limonlu salatayı düşünüyorum...  Denize karşı içtiğim rakı geliyor aklıma ve gecenin sonundaki helva..”Hepsi de çok lezzetliydi” Sağolun diyorum..
“Ama eğer gittiğim bir yerden zihnimde  kalan yalnızca yediklerim ve içtiklerim ise o gittiğim yer bana göre değildir” demek gelse de içimden, “kırılmasın, üzülmesin” diye yutuyorum sözlerimi ve  kapatıyorum mevzuyu..

Sonrasında lafı döndürüp dolaştırıp Urla’ya ve tabi ki oradan Tanju Okan’a bağlıyorum..
İşte orada öğreniyorum Tanju Okan’ın arkadaşı olduğunu, kendisinin zamanında  berberlik yaptığını, Tanju Okan’ın orada gerçekten çok sevildiğini ve onu belediye başkanı yapmak için uğraştığını, ancak bazı aklı evvel köylülerin şarkıcıdan başkan olmaz dediğini , ama yine de çok az bir oy farkı ile kaybettiğini ve buna benzer birçok şeyi...
Çok içmesinin nedenlerini, kendisini traş ederken, bir anda aklına gelen bir iki sözü  mırıldanarak besteler yaptığını ve buna benzer gibi bir dolu şey anlatıyor bazılarını bildiğim ya da tahmin ettiğim..
Bunlar da ayrı bir yazı konusudur.

Fakat benim en çok ilgimi çeken hikayelerden biri  “Kadınım” şarkısı ile ilgili anlattığı oluyor.
Anlatacağım  diyor ve içeriden bir bardak rakı alarak geçiyor karşıma ve anlatmaya başlıyor Kemal amca:
“Tanju Okan karısından sonra uzun zaman hiçbir kadınla uzun süreli bir aşk yaşamadı.. Bir gün bir kadınla tanıştı Zerrin isminde.  Onu gerçekten çok sevdi ve birlikte yaşamaya başladılar aynı evde.  Ama Tanju o aralar  içkiye çok kaptırmıştı kendini.. Gece oturur birlikte içerdik.. O ise sabah uyandığında devam ederdi.  Dışarıda çok zaman geçirmeye de başladığından kadını evde çok yalnız kalmaya ve  mutsuz olmaya başladı..
Bir gün bana geldi elinde bir rakı şişesi ile ve anlatmaya başladı Tanju:  Gece eve gelmiş ve Zerrin, Tanju’nun önündeki masanın üzerine koymuş rakı şişesini ve seçimini yap demiş..”Seçimini yap: ya o ya ben!”  Tanju’da sarılmış rakı şişesine ve yapmış seçimini..
İşte ertesi sabah Zerrin evi terketti ve ayrıldılar. O ayrılık oğlunun durumu öğrendikten sonra ki ( o konuyu bilen bilir.) Tanju’nun yaşadığı en büyük ikinci yıkım oldu..
Yine aldı içkisini önüne ve yazmaya başladı..”
Bana bıraktığın bütün bu hayatın/ Yaşanan aşkların değeri yok artık/ Ben sensiz olamam artık anlıyorum/ Sen/ Şimdi çok yalnızım/ Ne olur kal benimle o kapıyı kapat /Elini ver bana/Dışarda yalnız, yalnız üşüyorum /Sen kadınım.

Muhabbetimiz ve Kemal amcanın anlattıkları o kadar ilgimi çekmişti ki, hele ki tarihi bir hanın avlusunda bunları dinlemenin tadına doymak imkansızdı.. Neredeyse gün doğmak üzereydi..
Rakılarımız bitmiş, muhabbetimiz bitmemişti..

Sabahleyin kahvaltıyı çarşıdaki katmercide yapmak üzere sözleşerek , ertesi gün  yola çıkacağım için müsaade isteyerek ayrıldım yanından ve  bir zamanlar dükkan olarak kullanıılan kocaman odamdaki yatağa uzanıp, perdenin aralığından Urla’nın daracık sokaklarına bakarak uyuyakaldım.