Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Tatlı Cadı
Lerna Kaprielyan BağdasaroğluLerna Kaprielyan Bağdasaroğlu

Geleni, alıkoy...

26 Şubat 2013, Salı - 22:51
Kalıplara sokulmayı sevmiyorum. Dost sohbetlerinde bile, biraz cesurca fikir beyan edince ‘’deli’’ derler hani. Kabul ediyorum, çok da normal sayılmam ama  zaten kim normal ki?  Normal olmanın bir tanımı var mı?                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                        Geçenlerde TVde bir stand-upçı bahsetmişti ‘’Kutu kutu pense, elmamı yerse…’’ gibi saçma sapan oyunlar oynayarak büyümüş bir nesildeniz . Kutu kutu pense, elmamı yerse!  Alakaya çay demle!  Adam haklı ,akıllı adam işi mi bu oyun?
Biz çocukken,ormanda görsek tabanları yağlayacağımız AYI, burnunda halka ‘’ Hamamda karılar nasıl bayılır?’’ taklidi yapardı. Bildiğin ayı…şaklabanlık yapıyor garibim…Doğal ortamda görsen kaçarsın hani, o ayı.  Şimdikilere göre çok saftık biz. ‘’Eşek uçuyor’’ deseler bakardık , o derece! O yıllara dair unutamadığım bir şey de GELENİ ALIKOY SENDROMU. Bu sendromu yaşamış olan bilir; geleni alı koy, adından da anlaşılacağı üzere, bir çocuk sepetleme metodudur.  Annenin işi vardır, çocuk ayak altından çekilmelidir. Misal, anneanneye gönderilir ve tembihlenir; ‘’Annem gelenialıkoy istiyor de,hemen al gel’’.  Anneanne mesajı alır, çocuğu ‘’Hemen vereceğim, gel bu arada sana bir masal anlatayım’’ gibi çeşitli yöntemlerle alı koyar…Garibim yavrucak bir yandan anneanneyi dinler, bir yandan da aklı gizemli gelenialıkoydadır. Şu adını bile söyleyemediği şey de neyin nesidir? Makul bir süre sonra anne, çocuğu ‘’Tamam yavrum buldum, gerek kalmadı’’ diyerek çağırır. Bu numarayı bir , bilemedin iki kez  yutar çocuk. Sonra anlar bu işte bir bit yeniği olduğunu ve öğrenir acı gerçeği! Travmaya bak sen, resmen keklenmişir. Hem de en yakınları tarafından!
Kutu kutu penseydi, hamamda bayılan karı taklidi yapan ayıydı, uçan eşekti, geleni alı koydu derken bu yaşa geldik işte … Bu ortamda yetişen bünye bekli  bir parça deli sayılabilir ama Felix Baumgartner gibi 39 Km.’den Dünya’ya atlayacak kadar değil… Kalıplara girmektense, ‘’Hafif Deli’’ olarak bilinmeyi tercih ederim. Kalbin temiz olduktan, kimseye zararın dokunmadıktan sonra varsın deli desinler. Bildiğin yoldan şaşmayacaksın.  Ne demişler; ‘’Akıllı olupda dünyanın kahrını çekeceğine, deli ol dünya senin kahrını çeksin.’’… 
Ve son söz Edgar Allan Poe’den ; ‘’Delilikten muzdarip değilim,anın tadını çıkarıyorum.’’