Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Cafe keyif
Cengiz PalaCengiz Pala

Galibiyet sevincini ve kutlamayı becerebilmek...

22 Şubat 2011, Salı - 19:04

Süleyman Seba, 1984 yılında Mehmet Üstünkaya’dan başkanlığı devraldıktan sonra 16 yıl başkanlık yapmış, bu dönem ‘’Süleyman Seba ekolü’’ olarak anılmıştı… Neydi bu ekol? Beşiktaş kulübü ve taraftarı o yıllar taraflı, tarafsız herkes tarafından ‘’fair play’’e örnek gösterilirdi. Hatta bir spor yazarımız, yıllar sonra eski bir maçtan Beşiktaş’ın kapalı tribünü fotoğrafını da ekleyerek, tribünde oturan takım elbise, kravat, fötr şapkalı seyircileri örnek göstermiş, bu resim hala durur mu bilmem ama çilekli tesisleri soyunma odası koridorlarında kullanılmıştı… Süleyman Seba’nın başkanlığında bu örnek kulüp ve taraftar olma özelliğini, galibiyet, şampiyonluk kutlamalarında ölçüyü kaçırmama, rakipleri aşağılamama ve tezahüratlarda kesinlikle küfür edilmemesi konusunda yöneticilerin yoğun çabaları üzerine üst seviyelere taşıdı ve korudu. Öyle ki o yıllar amigomuz olan Şeref, kesinlikle küfür etmez, alkışlı ve sözlü tezahüratlarla takımımızı coştururdu… Başkan Süleyman Seba’nın bu konudaki hassasiyeti rakipler tarafından takdirle karşılanırdı. Çevresindekilere, ‘’Aman çocuklar, üzülen rakiplerin önünde aşırı sevinç göstermeyin, ayıp olur’’ diye uyarılarda bulunurdu. Yine başkanlığı bıraktıktan yıllar sonra bir toplantıda şahit olduğum, bir gazetecinin bir büyük kulübün başkanı ile ilgili konuşmasını. ‘’Rica ederim burada olmayan bir arkadaşımızla ilgili konuşmayalım’’ demiş, yine aynı toplantıda kendisine yapılan tezahüratları da, ‘’Vakit geç, kimseyi rahatsız etmeyelim lütfen’’ diyerek önlemişti… Diğer kulüplerde de o dönemler, örnek başkanlar olmuş, aynı hassasiyeti onlar da göstermişlerdir. Seviyeli rekabet ortamlarında galibiyetler, kazanılan şampiyonluklar camialar tarafından sevinçle ve coşkuyla kutlanır, rakipler tarafından da takdirle karşılanırdı… Avrupa’nın başka yerlerinde de futbol maçı seyreden biri olarak, fanatik gruplar hariç maçlara giderken birbirimizi kızdırdık ama maçlara birlikte girdik ve çıktık. Holigan ve küçük ateşli gruplar burada olduğu gibi oralarda da olaylara neden olabiliyor. Bizim ülkemizde ise insanlar, galibiyet halinde rakip takımları aşağılamadan tutun, başkan ve yöneticilerine, taraftarlarına hakaretler hatta dostlukları zedeleyen tahriklerde bulunabiliyorlar. Galip gelen takımın taraftarları tabii ki sevinecek, kutlayacak, esprilerle renk katacak, mağlup olanlar da üzülseler bile rakiplerini kutlayacaklar. Sporun, yarışmanın güzelliği bunu gerektirmiyor mu? İşte dün bizim eski yönetici profilinden öğrendiklerimiz ve bugünkü yöneticilerin daha maç başlamadan yaptıkları kavgaların günümüzde sporcuya, taraftara öğrettikleri… Özel günleri, bayramları nasıl iyi duygular, sevinçlerle karşılıyorsak, sporda da galibiyetleri, şampiyonlukları da aynı coşku ve olgunlukla kutlamayı becerebilir miyiz? Sevgi, saygı ve hoşgörü gösterebilirsek, pekala mümkün…