Sevgi ve ışıkla yazan kalemler...
Şimdi
Kağan BayraktaroğluKağan Bayraktaroğlu

Eve Dönüş

21 Temmuz 2011, Perşembe - 20:21
Bu yazımda ruhsal gelişim dünyasında en çok sorulan ve de en çok tartışılan konuların birinden bahsetmek istiyorum. Sonsuz huzurun, gücün ve mutluluğun hep içimizde olduğu söylenir. Bu söylemle birlikte ortaya çıkan soru da hep aynıdır. Peki, o zaman neden insanların çoğunluğu bunu hayatlarında deneyimleyemiyor?
Açıkçası benim geçmişte cevabını en çok merak ettiğim sorulardan birisi buydu? Yazımda size bunun gerçek cevabını vereceğimi vaat etmiyorum ama bu konuyla ilgili olarak konuştuğum üstatlar, yaşadığım deneyimler, katıldığım çalışmalar belli bir cevaba ulaşmamı sağladı. Aslında bu konuda oluşan genel fikrin bir yansımasını aktarmak istiyorum ve bunun gerçeğe en yakın cevap olabileceğine inanıyorum. Zaten bu yüzden yazılarımın çoğunda bu konularda dünyada çok değerli ve saygın yerler edinmiş olan kişilerin sözlerinden alıntılar yaptığımı da fark etmişsinizdir.
Huzur içimizdeyse neden huzurlu olamıyoruz? Ya da ben sonsuz bir varlıksam neden kendimi kapana kısılmış gibi hissediyorum? Bu iki soruya Lama Ole Nydhall’ın bu konudaki sözleriyle başlayarak bir açıklama getirmek istiyorum.
“Bastırılmış varoluş ya da kafa karışıklığı, aydınlanmamış zihnin bir göz gibi çalışmasından kaynaklanır. Zihin kendini değil sadece dış dünyayı görür. Deneyimleyen kişi kendisini deneyimlerin arkasında fark edemediği için, o zaman kişinin bir merkezi olmaz. Böylece zihin geçici izlenimleri üstlenir, öznel deneyimi gerçek zanneder ve sonunda her şey geçici olduğu için hayal kırıklığına uğrar. Bu durum herkesin bir şeyler aradığı ama sonuçta hiç kimsenin mutlu olmadığı bir ortam yaratır.”                     Lama Ole Nydhall
Bu durum şöyle açıklanabilir. Kişinin farkındalığında şöyle bir düşünce oluşur: “Mutsuzum”.  Kişi, alışkanlık olarak bu düşünceyle hemen özdeşleşir ve bunu “Ben mutsuzum” olarak algılamaya başlar. Bu yanılsama beraberinde başka düşünce ve duygular uyandırarak kişiyi sanal bir gerçekliğin içine sokar. Kişi artık düşüncenin farkında olan değil düşüncenin sahibidir. Sonraki aşamada kişi “Ben mutsuzum” düşünce ve duygu halini çeşitli şekillerde değiştirmeye ya da bastırmaya çalışır. Bunu bazı şekillerde geçici olarak başarsa da yaşanan her deneyim geçici olduğu için sonunda aynı kısır döngüye tekrar girer. Anahtar, kişinin duygu, düşünceler ya da deneyimler değil, onların farkında olan olduğunu keşfetmesindedir.
  Sonuç olarak aslında cevabı yanlış yerde aramak bizi karmaşaya sokar. Çünkü cevabı zihinde ararız ancak zaten “Ben mutsuzum” düşüncesi zihinde ortaya çıkar. Aslında onu dışarıda duyduğunuz bir ses gibi algıladığınızda yani onunla özdeşleşmediğinizde etkisi azalmaya başlar. Yazımı Nisargadatta Maharaj’ın bu konuyu çok güzel özetleyen bir sözüyle bitirmek istiyorum.
“ Evi hiç terk etmemiş olmanıza rağmen eve dönüş yolunu soruyorsunuz? Yanlış fikirlerden kurtulun, hepsi bu. Doğru fikirleri toplamakta size hiçbir yere götürmeyecek. Sadece hayal kurmayı bırakın. Anlamaya çalışmayın! Yanlış anlamazsanız yeterlidir. Özgürlük için zihninize güvenmeyin. Sizi esir etmiş olan zihniniz. Tamamen ötesine geçin.”  Nisargadatta Maharaj